Posted by: gitarTELi on: Ekim 26, 2007

Geçtiğimiz sezon Türk sinemasında üretim açısından uzun zamandır görülmemiş bir canlılık yaşandı. Hemen her hafta en az bir yerli yapımın vizyona girdiğini gördük. Ancak, buna bağlı olarak, büyük gişe rakamlarına ulaşan filmlerin de sayısı azaldı. Çok fazla seçenek arasında bölünen seyirci, birkaç bariz popüler örnek dışında, filmlere 100 binler halinde akın etmedi.
Bunun ufak çapta bir endişeye sebep olmadığını söyleyemeyiz. Artık ortalama bir Türk filminin bütçesinin milyon dolar civarında dolaşmaya başladığını düşünürsek, 200-400 bin aralığında dolaşan seyirci rakamları, büyük bir kar getirmediği için para bulmayı da güçleştirebilirdi. Neyse ki hızla büyüyen bir DVD pazarı ve dijital yayın platformları açığı kapatıyorlar.
Türk filmlerinin seyircisi çok sayıda filme bölünmüş gözükse bile, filmlerin önemli kısmının nitelikleri konusunda tatmin oldu diyebiliriz son bir sene içinde. Hedefi sadece para olan birkaç başarısız örnek izlemedik değil ama sinemamızın popüler kanadından Son Osmanlı: Yandım Ali, Hokkabaz, Küçük Kıyamet veya Sınav gibi gayet kalburüstü işler de çıktı. Buna karşılık, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem gibi Türk sinemasının ciddiye alınan isimlerinin son projelerini izledik. Arada Polis ve Dondurmam Gaymak gibi sürprizler, Takva gibi kimilerince çoktandır beklenen başarılar çıktı karşımıza.
Bu yıl, yine neredeyse geçen yıl kadar çok film üretilmekte sinemamızda. Kültür Bakanlığı’nın proje destekleme fonuna yapılan başvuruların kabul edilenleri dışında, devletten destek alamayan onlarca projenin de ilerlemekte olduğunu görünce, gerçekten mutlu oluyoruz. Hala bazı değerli insanların fırsat bulamadığı, çok sayıda nitelikleri yetersiz insanınsa sadece cesaret, para ya da bağlantıları sayesinde film yapmaya soyunduğu da muhakkak. Dolayısıyla, iyi filmler kadar kötü filmler de izleyeceğiz önümüzdeki aylarda. Ama kötü örnekler zaman içinde ayıklanır ve Türk sineması bu üretim potansiyelinden her şekilde güç kazanır diye düşünmek gerek.
Şimdi kısaca bu sezon karşımıza çıkacak yerli yapımlardan bahsetmeye değer gördüklerimiz hakkında bilgi vermek istiyorum:
Ekim
Janjan: Bu ayın ikinci yarısında gerçekleşecek olan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışacak olan yapımlardan üçünü aynı ay içinde sinemalarda da görme şansımız olacak… Sır Çocukları filminin yönetmenlerinden biri olarak hatırlayacağımız Aydın Sayman, Janjan adlı yeni işiyle Ulusal Yarışma bölümünde festivalin. Okul filmi ve en son Hatırla Sevgili dizilerinden hatırlayacağımız Berk Hakman ile Genco dizisinin yıldızı Selen Seyven başrollerde. Dizilerden tanıdığımız simaları sinema filmlerinde sık görmeye devam edeceğiz zaten anlaşılan. Kütahya’da çekilen film, köyün delisi ile güzel bir kızın aşkını anlatıyor.
Rıza: Diğer iki Ekim filmi, biraz daha yüksek profilli. Sinemasal zayıflıklarına rağmen içeriği sayesinde çok övgü almış Hiçbiryerde filminin yaratıcısı Tayfun Pirselimoğlu, yeni filmi Rıza ile Antalya’nın da bir diğer konuğu. Daha önce Berlin Film festivali’nde de gösterilmiş olan film, bozulan kamyonetini kaybetmemek için mücadele veren bir şoförü anlatıyor. Popüler olmaya oynamayan, sinemamızın entelektüel kanadından bir yapım karşımızdaki. Başarılı olup olmadığını göreceğiz ama sezonun bu anlamda en iddialı, en önemsenecek işlerinden biri olduğu muhakkak.
Yaşamın Kıyısında: Fatih Akın’ın yeni filmi Yaşamın Kıyısında’sını Türk filmi olarak kabul edip burada değerlendirmeye niyetim yoktu. Fakat Antalya Film Festivali’nde Ulusal Yarışma’ya kabul edildiyse, bizim bu tanımlamaya ayak dirememiz zor. Karşımızdakinin öncelikle bir Alman yapımı olduğunu unutmadan, Cannes’da En İyi Senaryo ödülünü kazanmış ve Oscar’a ülkesi adında aday adayı olarak gönderilmiş bu filmin, sezonun en önemli yerli işlerinden biri olacağını söyleyebiliriz. Fatih Akın bu topraklardan beslenmeyi hiç kesmediğine göre, biz de onun başarısından sebeplenmeye devam edelim bari…
Kasım
Kasım ayı, yerli yapımlar açısından daha da zengin geçecek. O zamana kadar Antalya’da yarışıp belki çeşitli kategorilerde ödül de almış filmler vizyona çıkmaya devam edecekler. Bunların arasında en önemlileri Cemal Şan ile Semih Kaplanoğlu’nun yeni filmleri olacak muhtemelen.
Zeynep’in Sekiz Günü: Cemal Şan’ın senaryosunu bir hafta içinde yazıp yine alışılmadık ölçüde kısa bir sürede çektiği Zeynep’in Sekiz Günü, Fadik Sevin Atasoy’un canlandırdığı Zeynep’in bu kısıtlı süre içerisinde yaşadıkları sebebiyle geçirdiği radikal değişimi ele alıyor. Yine fazlasıyla marjinal bir noktada duran ve geniş seyirci kitleleriyle ilişki kurması zor bir film. Peki ama iyi bir film mi? Onu
bekleyip göreceğiz.
Yumurta: Semih Kaplanoğlu’nun Yumurta’sı ise, seyirciye ulaşmak konusunda biraz daha şanslı olabilir. Başrollerinde Nejat İşler gibi giderek olgunlaşan bir aktör ve seyircimizin televizyonlardan tanıdığı Saadet Işıl Aksoy gibi güzel bir yüzü barındıran film, Saraybosna Film Festivali’nde layık görüldüğü En İyi Kadın Oyuncu ödülüyle Aksoy’un güzel bir yüzden daha fazlası olduğunu da ispatladı. Cannes Film Festivali’nde de gösterilip beğeni toplayan film, bu yıl Avrupa Film Akademisi’nin ödülleri için seçilen 42 filmlik ön eleme listesine seçilen tek Türk yapımı. Kaplanoğlu’nun önceki filmi Meleğin Düşüşü kadar marjinal bir noktada durmuyorsa, seyircimiz ile de belli bir teması olabilecek bir filme benziyor Yumurta.
Fikret Bey: Tiyatro kökenli Selma Köksal’ın ilk filmi Fikret Bey, geçtiğimiz İstanbul Film Festivali’nde de gösterilmişti. Yaşlı bir adamın tek bir günü üzerinden Türkiye’nin değişimini anlatmaya çalışan filmin tek güçlü kozu, filme adını veren bu yaşlı adamı canlandıran Erol Keskin.
Saklı Yüzler: Handan İpekçi’nin uzun bir süreçte türlü maddi zorlukları aşarak nihayet tamamladığı Saklı Yüzler projesi de Antalya’da yarışıyor. Başrolde, ilk sinema deneyiminde Şenay Aydın ve yine Berk Hakman var. İpekçi’nin bu filmi nihayet tamamlayıp vizyona sokabiliyor olması sevindirici. Umarız, çekimlerin arasında giren uzun süreçler filmin bütünlüğüne bir zarar vermemiştir. Ve umarız, filmin tek silahı siyasi bir sivri dillilik değildir.

Mülteci: Sivri dil demişken, Reis Çelik’in yeni filmi Mülteci de Kasım başında vizyonda. Başrolünde nam-ı diğer Pusat, Haluk Piyes’in oynadığı film, siyasi bir iş ve tartışma yaratması muhtemel. Ama bir kez daha, yönetmenin önceki işlerinin sinemasal zayıflıkları bir şüphe duvarı örüyor önümüze.
Anka Kuşu Bana Sırrını Aç!: Kasım ayının diğer filmleri biraz daha popüler olma iddiasını taşıyor. Bunların başında, Mesut Uçakan’ın Matrix-vari olarak tanımlanan Anka Kuşu: Bana Sırrını Aç projesi geliyor. Şu an vizyon tarihi 9 Kasım olarak gözüken film, belli ki İslami bir bakış açısıyla Batı tarzı büyük şehir yaşamlarımızı yermek gibi bir niyeti de taşıyor.

Filmin şu ana kadar ulaşabildiğimiz görsel malzemeleri, Uçakan’ın bilimkurgu iddiasını nasıl taşıyacağına dair ipucu vermiyor doğrusu. Ama bir kez Matrix lafı ağızlardan çıkmışken, karşımıza Takva filmine benzer bir görsellikten fazlası çıkarılmayacaksa, seyircinin tatmin olması gerçekten zor. Çünkü seyirciye sadece Matrix’in kurduğu yapı yeteli gelmeyecektir; insanlar bu filmden başarılı görsel efektler de bekliyorlar. Şu ana kadar seyircinin çok ciddiye almadığı bir proje oldu bu, eğer yapımcılar farkındaysa; ama yine de belli bir merak uyandırıyor ve bunun karşılığını verebilirlerse, elbette gişe potansiyeli var Anka Kuşu’nun.
Beyaz Melek: Mahsun Kırmızıgül’ün adının yönetmen olarak Beyaz Melek’in altında gözükmesi, filmin ticari garantisi gibi gözüküyor. Yıldız Kenter, Nejat Uygur, Erol Günaydın, Gazanfer Özcan ve Ali Sürmeli gibi isimlerin yanında Kırmızıgül’ün kendisi ve Avrupa Yakası adlı TV dizisiyle ile ünlenen Sarp Apak filmin başrollerinde.
Böylesine bir kadro, böyle bir yönetmen ve insanların yüreklerini ısıtmayı amaçlayan bir öykü ile film çok iddialı gözüküyor. Ama şunları da unutmamak lazım: Mahsun Kırmızıgül’ün son televizyon işleri tutmadı ve onun izleyicisinin ne kadar sinemaya gider bir kitle olduğu tartışılır. Ayrıca, bizim seyircimizin bu kadar çok karakterli ve olasılıkla yan öykülü filmlere çok yatkın olmadığını da düşünmeliyiz. Dolayısı ile, Beyaz Melek’in gişe başarısını garanti gibi görmek doğru olmaz. Ama hiç değilse filmin reklamının doğuracağı meraktan, kendisini kurtaracak kadar bile olsa seyirci çekecektir.
Sıfır Dediğimde: Bir başka ilk filmse, Gökhan Yorgancıgil’in Sıfır Dediğimde adlı çalışması olacak. Bilinçaltı, hipnoz gibi meselelere giren bir psikolojik gerilim filmi olma iddiasında bu yapım. Fakat Hollywood’un elinde bile çoğu zaman başarısız olan bir izlek bu. Hele ki bizim seyircimiz, Güzel Sanatlar öğrencileri ve psikiyatristler arasında geçen bir işi fazlasıyla kendine yabancı, soğuk bulacaktır. Nedense genç seyircimiz bizim de Hollywood tarzı gerilim filmleri yapmamızı çok arzu ettiğinden, Oktay Kaynarca ile Hazım Körmükçü gibi isimlerin başrollerinde yer aldığı bu filme belli bir ilgi gösterilebilir. Fakat daha fragmanlarından itibaren fazlasıyla yapay bir his geçmiyor değil bu filmden.

Musallat: Ve Musallat ile sinemalarımızda cinlerin istilası başlayacak. Alper Mestçi’nin filmiyle başlayacak bu dalgaya, Aralık sonunda Semum katılıyor.
Aralık
Semum: Dabbe, yerli korku filmi denemelerimiz arasında kayda değer gişe başarısına ulaşan tek örnekti.
Takip eden filmlerin aynı başarıyı tekrar edemediğini gördük. Hasan Karacadağ’ın ismi Semum’un avantajı. Bütün bu filmlerin birbirinden ne farkı olacak doğrusu bilemiyorum ama Musallat’ın ve Semum’un sezonun para kazandırması olası filmleri olduğunu göz ardı edemeyiz.
Kabadayı: Aralık ayında vizyona girecek diğer yerli yapımlar arasında en
dikkat çekici olanı, şüphesiz Kabadayı. Yavuz Turgul’un senaryosundan Ömer Vargı’nın çektiği film, Şener Şen ile Kenan İmirzalıoğlu’nu bir araya getiriyor. Seyircinin gözünde bunun kaliteli bir film olacağına dair pozitif bir önyargının şimdiden mevcut olduğuna şüphe yok. Fakat yine de tanıtım adına, antipatik ilk fragmanlardan daha iyisini yapmaları gerekiyor. Hiçbir seyirci parasını bir filme koşulsuz harcamıyor diye düşünüyorum.
Hicran Sokağı: Senaryoları en çok filme çekilmiş isim olarak Guinness rekorlar kitabına girmiş olan Safa Önal da bu yıl filmografisine şık bir nokta koymaya karar vermiş. Yeşilçam’ın hayatta olan büyük isimlerini kamera karşısına geçirdiği Hicran Sokağı, Önal’ın kendi bildiği şekilde bir film yapmaya niyetlendiği bir yapım. Doğrusu, eski Yeşilçam aktörlerini bir araya getirip nostaljik işler ortaya çıkarmayı deneyenler daha önce de oldu ve bu denemeler seyirciden beklenen karşılığı görmedi. O eski Yeşilçam dokusunun bugün, yeni bir filmde seyircimize ne anlam ifade edeceğini de kestirmek zor. Ama Safa Önal’ın samimi bir film ortaya çıkarıp bizi keyiflendireceğine dair umudumuz da var.
O Kadın: Aralık ayında bizi ilginç bir deneme daha bekliyor. İlk filmini çeken Korhan Bozkurt, öyküsünü Sezen Aksu şarkıları üzerinden anlatmayı tercih etmiş. O Kadın adlı filmde Selin Demiratar, Tardu Flordun ve Burak Hakkı gibi özellikle televizyon izleyicisinin aşina olduğu yüzler yer alıyor. Yalnız, filmin hiç diyalog içermediği ve sadece şarkılarla anlatıldığı kısmı tam olarak doğru değil. Çünkü filmin diyaloglu kısımlarında da Erol Günaydın ile Nefise Karatay yer alıyormuş. Doğrusu merak uyandırıcı bir proje ve seyircinin nasıl tepki vereceğini kestirmek de güç. Ama gerçekten romantik bir iş çıkarsa, tutması pekala mümkün.
ve 2008
Cennet: 2008’ e girdiğimizde, bizi ilk olarak Biray Dalkıran’ın Cennet adlı filmi karşılayacak. Araf’tan sonra bu ikinci filminde Dalkıran fantastik sinema alanına yelken açıyor. Uluslararası bir özel efekt ekibiyle çalışıldığını ve filmin bu anlamda iddialı olduğunu duyuyoruz. Eğer gerçekten inandırıcı bir iş çıkarılabildiyse, ne güzel. Başroldeki Engin Atlan Düzyatan’ın son derece yetenekli bir genç oyuncu olması da bir başka güven verici unsur. Tek can sıkan, internette filmle ilgili karşımıza çıkan bir iki karenin zayıflığı. Afiş güzel, filmle ilgili bilgiler güzel. Umuyoruz ki, filmin sadece ambalajı değildir şık olan.
O… Çocukları: Ocak ayının diğer iki filmi çok daha iddialı. Kronolojik olarak ilk gelen, Beynelmilel’in yönetmeni Sırrı Süreyya Önder’in filmi . Böyle bir isme başrolde Cem Yılmaz’ı ekleyince, ortaya bir gişe canavarının çıkmaması mümkün mü? Henüz film hakkında detaylı bilgiye sahip değiliz ama çok konuşulacak bir yapım bizi bekliyor.

Ulak: Çağan Irmak’ın Ulak’ı ise uzun süredir gündemimizde ve buna rağmen hakkında hala az şey biliyoruz. Yönetmenin büyük başarı elde etmiş önceki filmi Babam ve Oğlum’un kadrosunda yer alan Çetin Tekindor, Yetkin Dikinciler, Hümeyra ve Şerif Sezer bu filmde de mevcutmuş. Bunlara 2 Genç Kız’dan Feride Çetin ile Zuhal Gencer ve Selda Özer de eklenmiş. “Geçmiş çağlara ait bir intikam hikayesi” olarak tanımlanan filmin bir büyük yapım olduğu anlaşılıyor. Çekimler için özel bir köy kurulduğu söyleniyor. Umuyoruz ki filmin çevresinde oluşturdukları bütün bu merakın hakkını veren bir iş çıkarırlar. O zaman büyük bir başarı elde edecekleri kesin.
Plajda: Şubat ayında Murat Şeker’in Sinan Çetin yapımcılığı altında çektiği Plajda, son dönemin diğer sözde gençlik filmlerine nitelikli bir cevap olmayı amaçlayacak. Çoğu tamamen gişeyi hedefleseler de Sinan Çetin’in şirketlerinin yapımcı olarak çok sayıda filme destek verdiğini göreceğiz bu sene.
Sacayağı: Küçük bir kasabada geçen sıcak bir öykü aktarmayı vaat eden Sacayağı ise Berrin Dağçınar’ın ilk filmi. Zeki Alasya ve Tarık Pabuçcuoğlu başrollerde. Bu tür filmlerin bir izleyicisi var ülkemizde. Belli bir sinemasal düzeyi tuttururlarsa tabii…

Münferit: Ülkemizde kara film denemelerinin ise bir seyircisi olduğunu söylemek zor. Dolayısıyla, tiyatro kökenli Dersu Yavuz Altan’ın ilk filmi Münferit, riskli bir proje. Yönetmenin kendi alanında yetkin biri olduğunu düşünmemize yetecek kadar veri mevcut. Filmi görmeden peşin bir hükümde bulunmamak en iyisi.
Kulağımıza Gelenler…
Henüz gösterim tarihi bilgisine sahip olmadığımız birkaç ilgi çekici proje daha var bu yıl. Önümüzdeki bahar aylarına kadar izlemeyi bekleyebiliriz bu filmleri. Ezel Akay’ın Turkish Dracula projesi mesela. İlerlediğine dair daha somut bilgilerin mevcut olduğu Tatil Kitabı ise küçük bir çocuğun gözünden köy yaşamını aktaran sıcak Anadolu filmlerine mükemmel bir örnek olabilecekmiş gibi duruyor. Önümüzdeki sezonun Dondurmam Gaymak’ı veya belki ufak bir Vizontele’si, Babam ve Oğlum’u bile olabilir seyircinin ilgisi anlamında.
Yeni projelerin en iddialısından ise bir süredir pek ses çıkmıyor. Dumlupınar denizaltısının batışını anlatacak olan Derin Su, etkileyici fragmanlarla tanıtıma başladı geçen sene. 29 Ekim 2007’de vizyona çıkmasını bekliyorduk aslında. Ancak Ömer Faruk Sorak’ın projesinden haber alamıyoruz kaç zamandır. En pahalı Türk filmi olacaktı Derin Su ve muhtemelen de gişe rekorlarını kıracaktı. Bakalım tekrar ne zaman haber alacağız bu projeden? Ama filmin tanıtımına böylesine uzun bir süre ara vermek hiç akıllıca bir taktik gibi gözükmüyor, bizden söylemesi…
Böylece, sezonun kayda değer yerli yapımlarının hemen hepsinden bahsetmiş olduk herhalde. Umut verici bir sezon bekliyor bizi şüphesiz. Umarım biz iyi filmler izleriz, sinemacılar da iyi paralar kazanırlar. Kazanan her şekilde Türk sineması olur…
Ali Ercivan
ıyı gunler suryeden
pamuk ıcın ben sızın taraftan ınformatıon almak ıstıyorum rıja ederez
bızde pamuk modeller var satın almak ıcın
cok tachakurlar
Kasım 8, 2007 7:00 am
bana en iyi kısa film metrajllı,kısa film özeti lazimdır benim hotmail adresime gönderir misiniz.adres=Akifkoska@hotmail.com ilginiz icin tesekkur ederim