Posted by: gitarTELi on: Mart 3, 2008
Siyonist işgal güçlerinin Filistinlilere yönelik sürdürdüğü saldırı ve katliamlara karşı çarpık dilini kullanmayı sürdüren Zaman gazetesi, siyonist işgal güçlerinin vahşi katliamlarını haber yaparken “İsrail Gazze’de yas evini roketledi” başlığı altında şehid edilen Filistinli mücahidler için “militan” ifadesini kullandı.
Daha önce de Filistin İslami direniş hareketinin önderleri ve mücahidleri için böylesi çarpık bir dil kullanan haber dili siyonist gazetelerin dilinden farksız olan Zaman gazetesini kınıyor, bu tür bir dil kullanmasından dolayı İslami camiayı da Zaman gazetesini kınamaya davet ediyoruz..
Mart 3, 2008 1:50 pm
Bir adam düşünün, salya sümük ağlamaktan başka hüneri olmasın, salya sümük ağlarken birden “haşa senin huzurunda konuşabilirmiyim ya resullallah” diyerek o an Hz. peygamberimizin orada bulunduğunu, ruhu kendisini ziyarete gelmiş olan peygamberimizle konuştuğunu söylesin… Yani kendisi o kadar büyük bir şahıstır ki peygamberimizin ruhu mübarek kabrinden kalkmış kendisini ziyarete gelmiş, yüzlerce kişinin içersinde sadece kendisine görünmüş ve onunla sohbet eylemiştir.
Ruhun bedenden ayrıldıktan sonra dünya hayatına geri geleceği inancı İslâm dinine aykırıdır. Ruh çağırma seansları dinde yeri olmayan ve insan psikolojisine zarar veren eylemlerdir. Müslüman bu tür şeylere itibar etmez. Hele hele peygamber efendimizin ruhunun kendisini ziyarete geldiğini söylemek yüce dinimizi bozmak-değiştirmek gayretinden başka bir şey değildir.
Din adamı değilim. Dolayısıyla dini konularda fetvalar vermek niyetim yok ama hiç değilse ruh çağırmak üzerine olan bu düşüncemin doğruluğuna sapık tarikatlara gönül bağlamış kişiler dışında bir itiraz geleceğini sanmıyorum. Ve elbette amacım da amerikadan müslümanlık satanlara din öğretmek değil.
“Ben söylemiştim” demek elbette çok ince bir davranış değildir ama sık sık söyleyesimiz geliyor, işte bazen böyle kendimizi tutamıyoruz.
Yazımızın muhatabı her dem olduğu gibi yine ülkücülerdir. İsmi lazım değil soyadı gülen olan bu zatın hünerlerinden dem vurdukça, ona Türkçülük ödülleri veren, onu gerçek-büyük ülkücü sayan ülküdaşlarımız tarafından onu anlamamakla itham edildik.
Hep beraber izlediğimiz bir kasetinde, o tarihte vefat etmiş merhum Alparslan Türkeş için sokak ağızıyla “onu bunu bıraksın da Menderes’i asmanın hesabını nasıl vereceğini düşünsün” diyebilecek kadar seviyesizleşen, çirkinleşen o adamı hala savunmaya devam ettiler. Kendisinin bile rddedemediği kasetleri bizim ülküdaşlarımız fotomontajdır diyerek reddettiler. Görmedim, duymadım, bilmiyorum mantığıyla ağlayan gülenni savunmaya devam ettiler.
Bir başka kasetinde, Alparslan Türkeş’in kendisine söz verdiği halde cemaatini islam şeriatı üzerine yetiştirmekten vazgeçmesi üzerine kendi telkinleriyle BBP’nin kurulduğunu söylemekten çekinmemesine rağmen ülküdaşlarımız hala ağlayan güleni bizden makbul saymışlardır.
İrin sızan dergilerinde şanlı bir bozkurdun uluyan görüntüsünü, evvela fotoğraf hileleriyle hayli çirkinleştirip, daha sonra altına “sen hırıldamaya devam et, yarınlarda olmayacaksın” manasında şiirler yazdıklarında ülküdaşlarımız yine görmemeye devam etti. Ağlayan gülen Türklüğe hizmet ediyordu güya, Türkistanda okullar açıyordu. Ve ortada rahmet okumak yerine vefatının ardından hakaret ettiği Türkeş’ten ona yazılmış bir mektup dolaşıyordu.
Yekta Güngör Özden bey hemşehrimdir, saygın bir hukuk adamıdır. Ağlayan güleni seven ülkücülerin, sevmediği bir hukuk adamı olduğu malumumuz. Sayın Özden’in bir konferansını dinliyorum. Kendisinin ne kadar milliyetçi olduğunu anlatıktan sonra sözlerinin referansı, haliyle kendi milliyetçiliğinin delili olarak bir mektup çıkardı cebinden. Mektup zarif bir dille yazılmış, sayın Özden’in milliyetçiliğine övgüler barındırıyordu. Mektubu bitirdi ve imzayı okudu: Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş…
Ağlayan güleni bir mektupla savunanların aklında bulunması için naklettim.
Evet ağlayan gülene bağlı insanlar Türkistan’da okullar açıyordu. Biz gerçi tanıyorduk bu okullardan gelen çocukları. Ne hikmetse hepsi biz Türk değil Kazakız, Kırgızız, Özbekiz diyorlardı. Biz Türklüklerinde ısrar ettikçe Türk olmadıklarını sadece komünist artığı yöneticilerinin değil, Türkiye’den gelen Türk(!) öğretmenlerinin de söylediğini bize karşı delil olarak sunuyorları. Güya liselerde Türkçe öğrenim gördükleri iddia edilen bütün bu öğrencilerin TÖMER’e Türkçe kursuna gitmelerine şaşırınca yeni bir şey daha öğrendik. Ağlayan gülene bağlı okullarda kandırılan saf ülkücülerin bildiği gibi Türkçe eğitim verilmiyor, ingilizce eğitim veriliyordu. Türkçe ise kimi okullarda hiç öğretilmiyor, kimilerinde ise sadece haftada bir saat seçmeli ders olarak veriliyordu.
Ağlayan gülenin televizyonu gazetesi Türkistan’daki bu okullarla övünmekten birden vazgeçti. Artık sadece Afrika ülkelerinde açtıklarını okullardan bahsediyorlar, sanki Türkistan’da hiç okulları yokmuş gibi davranıyorlardı. Sebebini kısa sürede öğrendik. Ağlayan gülenin okulları dikkat buyurun Türk ajanlığı değil, amerikan ajanlıkları sabit görülerek kapatılmaya başlanmıştı. Okullar bir bir kapatılıyor, bir çok ağlayan gülenci amerikan ajanlığı suçlamasıyla tutuklanıyordu.
Ama biz ülküdaşlarımıza hala gerçeği anlatamıyorduk. Onlara göre ağlayan gülen milliyetçiydi, samimiydi, iyiydi.
O esnada Türk Ocakları Atsız ödülüne ağlayan güleni layık gördü. Aynı tarihlerde oynayan meşhur reklam filminin içinde hisettik kendimizi… yüz yıllık gurur vesilemiz Türk Ocakları “bittiğim an bu andır…” diye söyleniyordu.
Buraya bir düşünce parantezi açalım. Türk ocakları derhal o ödülü geri aldığını, yahut ağlayan güleni sert bir dille kınadığını belirten bir bildiri yayınlamak zorundadır. Bugün peşmerge artıklarından ve ağlayan gülenin yakın çevresinden başka amerikancısı olmadığını sandığımız ülkemizde peşmergeden sonra üçüncü amerikancı olmak konumuna düşmek istemiyorlarsa buna mecburdurlar. Nihal Atsız Bey’in manevi mirasını üzerinde hissedenler biri olarak ben bu ödülü asla verilmiş kabul etmiyorum. Ömrü Türk milletine kastederek geçmiş bir amerikancıya verilecek tek ödül Marshall mamasıdır.
Ağlayan Gülen’in gazete ve televizyonlarında sürekli Türk milliyetçiliğine hakaret edilmesi de görmezden geldiler. Ömrü Türk milletine hakaretle geçmiş komünist artıkların, ermeni diasporacılarının yine ağlayan gülenin gazete ve televizyonlarında yazmalarını da görmezden geldiler. Gazete editörü ağlayan gülen değildi ya… Barbarzani’nin danışmanı İlnur Çevik bile bu ülkede Zaman gazetesinde yazarlık yapmışmış kimin umurunda…
Şayet oğlunuz defterine mesela Türklüğe hakaret eden bir cümle yazarsa siz hadi iyi yetiştiremediğinizi görmezden gelirsek benim haberim yoktu, ben mi yazdırdım diyebilirsiniz. Ancak bu yazıyı gördüğünüz halde susarsanız, hatta ses çıkarmayarak onayladığınızı söylerseniz o yazıları sizin yazdığınızı söyleriz, hakkımızdır.
Lise ve üniversite yıllarında ağlayan gülen gönüllüleri çok peşimize düşmüşlerdir. Elimize aman mübarek diyerek çok yapışmış, çok maklube yemeye çağırmışlardır. O gün dahi şurlu bir ağlayan gülen düşmanı olarak bu davetlerden bazılarına katılmışımdır. Ağlayan gülenin bağlıları ile en ufak bir iletişime geçmiş insanlara hiç yabancı gelmeyecek şeylere şahit oldum. Orduyu ele geçirmek başlıca amaçları idi. Bunun için üniversite öğrencilerine ortaokul öğrencileri pay edilir, evvela nasıl takiyye yapacakları öğretilir sonrada ders çalıştırılırlardı. 28 şubat sürecinde ortaokul öğrencilerinin beyinlerini Türklük ve Türk ordusu aleyhine bilgilerle zehirleyen bu öğrencilerin hem de vize haftasında “nasılsa ihtilal olacak ve biz tutuklanacağız” düşüncesiyle sınavlarına dahi gitmeyerek mescitte ağlaşmalarına güldüğümüz günler gözümüzün önünde. Atatürk’e deccal hatta eşcinsel demeye getiren iğrenç iftiralarını o zamanlar YTÜ’nin imamı konumunda bulunan mimarlık fakültesinden okul arkadaşım Doğan’dan dinlediğimde olanları anlatmam, kendimi güvenlik güçlerine jurnallemek olacağı için susuyorum.
Yüce İslam dinini hristiyan teolojisiyle yoğurmalarını, islamı hristiyanlığa yaklaştırmalarını, İslam’a Kuran dışı hükümler sokmalarını, Kuran’ın bazı ayetlerini vakti geçti diyerek reddetmelerini es geçiyorum. Bu konuda konuşması gereken, benden daha dindar, dini konularda daha bilgili insanlar mevcuttur.
Ama bunca rezalete rağmen ağlayan gülene övgüler düzen bazı ülküdaşlarımızın ağzını bugünlerde bıçak açmıyor. Sayın Devlet Bahçeli’nin emniyet içersindeki yapılaşmalarından bahsetmeleri üzerine ağlayan gülen açıklamayı patlattı:
“Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz.. çünkü düşmanı sezemez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder.” Evet, artık, “Türk Milleti” diyen, “vatan, ülke, ülkü, bayrak” sözlerini dilinden hiç düşürmeyen ve hatta “din, iman, Kur’an” fedaisiymiş gibi arz-ı endâm eden bir sürü eli kanlı insan bozması var meydanlarda. Bunlar “milli ruh” diye diye milletin önüne kuyular kazıyorlar, “ruh kökü”nden bahsederken milletin kökünü kesiyorlar ve toplumu ruhsuzlaştırarak, kalbsizleştirerek kimseye sezdirmeden en sinsi planlarını uygulayabiliyorlar…”
Artık bunun tevili kalmadı, ağlayan gülen nasıl bir ülkücü düşmanı, nasıl bir Türklük düşmanı olduğunu alenen söylemekten çekinmemiştir. Dün Türkiye’ye gelemeyişini Türkiye’nin Avrupa birliğine girme sürecini sabote etmemek için ertelediğini söyleyecek kadar megolamani sahibi ağlayan güleni, bu sefer hangi ülkücü nasıl savunacak bilmiyorum. Hiç kimse bu kadar kör, bu kadar hak düşmanı olamaz.
Ağlayan gülen ülkü kelimesini durduk yere kullanmamıştır, ülkücü hareketi en sinsi planlarla itham ederken aslında kendi sinsi planının sona yaklaştığını göstermekten çekinmeyecek kadar pervasızlaşmıştır.
Yazımızın muhatabı ülküdaşlarımızdır dedik… Sadri Alışık’ın o muhteşem repliği gözümüzün önüne geliyor. Ağlıyor ama ağlayan gülen gibi çirkinleşmeden… asil gözyaşları bunlar… ve kendi dilince isyan ediyor. “Bu da mı gol değil, bu da mı gol değil ulan bu da mı gol değil?” Hala mı bu amerikan ajanına milliyetçi demeye devame deceksiniz, hala mı Türk büyüğü diyeceksiniz.. Hala mı ödül vereceksiniz… Bu da mı gol değil?
“Yüce Tengri dost olban, medet irsün, hanım hey”
A.Afşin EFKARLIOĞLU