Uçurtmayı Vurmasınlar

BM Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü’nün yaz oyunları kapsamında düzenlediği festivale katılan Gazzeli çocuklar, “özgürlük”, “hayat” ve “sosyal güvenlik” yazılı uçurtmalarla Gazze’deki İsrail ablukasını kınadı. BM Filistinli Mültecilere Yardım ve Çalışma Örgütü’nün Gazze etkinlikleri Başkanı John King yaptığı açılış konuşmasında, “Gazzeli çocuklar abluka altında yaşamasına rağmen, Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeyi başardı. Gazze’li çocuklardaki bu potansiyele dikkat çekmek için üzerlerindeki ablukayı kaldırmalıyız” dedi.

Gazzeli çocukların zekasını ve başarısını öven John King ayrıca, “Abluka kaldırılırsa ve gerekli fırsatlar tanınırsa, Gazzeli çocuklar daha birçok yeni rekor kırabilir” şeklinde konuştu. Festivale katılan Meryem Akheribi “Kendimizi, yiyecek ve ilaç haklarımızı göstermek için buradayız. Burası aynı zamanda, Huda Ghalia’nın ailesinin öldürüldüğü yer, bu uçurtmalarla biz özgürlük ve güvenliğe dikkat çekiyoruz” derken, Shaima Farra ise, “Ben Ghalia’nın ailesinin öldüğü yerde, uçurtmalarla oynayıp, eğlenmek için buradayım. Benim dünyaya mesajım, güvenlik, yiyecek ve ilaç” diye konuştu.


Festivalin sorumlusu Wissal Abu Hatab de, “Uçurtma Festivali ile Guiness Rekorlar Kitabı’na girdik. Gazze’de yaşanan savaşın ardından bu tür etkinliklerle çocuklara yeniden enerji vermeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

(İHA / Fotoğraflar: AP)

Emran Lübdad‘ın haberi

Bilmem ki ne olsun? (3)

Çözümsüzlüğe sıkıştığımı düşünüyorum
Yazılarımı kaydırıyorum
Ana haberler geçerken

Kayıp gençlik rolünü oynuyorum
Güneş içimi yakarken
Gözler parıldarken
Susuzluğa giderken

Ben de böyle eğleniyorum
Bulutlardan kaçarken
Yağmuru severken
Selden korkarken

Böyle yudumluyorum çayımı
Sen yokken
Hürriyetimi bulurken
Işıklar sönerken

Bu oyunu istemeden oynuyorum
Davranışları sorgularken
Yalnızlığı düşünürken
Hayat akarken

Ben de böyle sallanıyorum
Kimisi inerken
Kimisi coşarken
Galata’dan atlarken

Yaşamaya çalışıyorum
Değerler yok olurken
Sessizliği severken
Işıklar kapanırken

İniyorum sahneden
Umutları yıkarken
Teselli ederken
Teselli olurken
Kendimi kaybederken

Hikayesini bilmeden
Paul Mauriat – Romeo & Juliet (1971)
Dinlerken…


Ammar Yağcı
19:06 – 21 temmuz 2009
İstanbul- Türkiye

miraç ve uçmak

Miraca yükselme zamanı,
Uçuşumuzu kaç zamandır gerçekleştirebiliyoruz acaba?
Bize kurtuluşun çaresinin verildiği
bu gecede
kendi namaz yılımıza huzur ve güvenle
girebiliyor muyuz acaba?
Hakikaten
uçuş yüksek yerden atlamak
ile mi gerçekleşir?
İnsanın rabbine uçuşu
secdeden başlayan nokta iledir aslında!
Bizlerin en büyük
yanlışlarından bir tanesi bu olsa gerek!
Ne kanadı kullanıyoruz,
Ne de hakiki yönde uçma arzusu içersindeyiz!
Hayatımızın her yönüne işlemiş
Yanlış uçuş rotaları!
bunları düzenleyen
İki ayet bu gece verildi!
Yatsı namazlarından sonra okunan
Amenerrasulünde okunan!
Yalnız bir tılsım için okunan
ve neden bahsettiğine
değinilmeyen
bakara suresinin son iki ayeti!
”Happy candle” dışına çıkamadığımız sürece
gönderilen vahiyeden
daha çok uzun süre nasiplenemeyeceğiz!
Kur’an’ın penceresinden bakmak,
Bakılmasını teşvik etmek
temennisi ile!
Her gece mubarek olsun!
02:55 / 20.Temmuz.2009 / Ammar

galata kulesi

 

 

 

 

 

 

 

 

bir gün uçarım belki bende burdan hazerfan gibi..
seninle ya da sensiz..
hissederek..

Continue reading

saygılar bir iki blog..

Yazılan yorumlar hakkında:

Sizden başka hazzetmeyenler olduğu gibi
Sizden başka hazzedenler de var.
Bu platformda herkez hürce fikirlerini paylaşabilir.
Kalemi kuvvetli olan herkezi bekleriz.
Fikrinin inancının arkasında , saygısında olan herkezi destekler;
Noktayı tevhid olarak koyarız.

nokta: لا اله الا الله محمد رسول الله

Blog eklentiler hakkında:

teknik bir arıza sebebi ile sağ taraftaki eklentiler kafayı sıyırmış olup

benim dahilim dışımda özgürce sağa sola takılma ve istenilen eklentinin dışında farklı

eklentilerin yol aldığını bildirmek isterim

hahahayt efeem

Ammar Yağcı

Continue reading

1970'li yıllar…

Asalet sıradandı, herkeste vardı.
Zor okunan kitapları bile kolayca okurdu gençler.
Kızların etekleri kısaydı, erkeklerin saçı uzun, ne fark eder.
Kadının ruhuna bakılırdı, erkeğin kafasının içine.
***
Ölüme kafa tutardı gençler, kimseyi lafa tutmazdı.
Destansı öyküsü vardı her birinin.
Gözaltına alındılar ama el üstünde gittiler mahşere.
Herkes bir düşüncenin peşine takıldı.
Oy karşılığı buzdolabının, bir torba kömürün peşine takılmadılar ya!
***
İşçilerin adam yerine kondukları yıllar.
Öğretmenlerin hayata katıldıkları mevsimler.
İnsanlar aşk yumağı.
Bedenler yere serilse de, ruhlar ayakta.
Varsın gaz ve yağ kuyrukları olsun.
Şimdiki gibi şerefsizlik kuyrukları yoktu ya…
***
Mahalleler masumiyet beldesi.
Camilerde siyasetin zerresi mevcut değil.
Şarkıcılar parmakla gösterilirdi, her mahallede bir tiyatro.
Futbolcular bile adam gibiydi.
Radyonun başında dönerdi dünya.
Bir televizyonumuz vardı, varsın sansürü olsun.
Şimdiki televizyonlar gibi, zehir kutusu değildi ya.
***
Bir kargaşa vardı yalan değil, bir kapışma…
Labirentin bir ucu “Bağımsız Türkiye”ydi, öbür ucu “Milliyetçi Türkiye.”
Karartma gecelerinde bile hepsinin rüyası aydınlıktı.
1970′li yılların gençliği, tuzağa düşmeyi bildiler ama sadece kendilerini yaktılar..
***
Bütün kötülüklerin anası 1980′dir.
Ve ardından gelen yıllar!
Haysiyetle yapılan sözleşme, yüreklerde bozulduktan sonradır ki…
Toplum da büyük bir hızla bozuldu.
O yüzden, insanlar o yıllardan kalan bir şarkıyı bile duysa, kendilerini kaybediyorlar.
Çünkü hepsi biliyor…
Kaybettiklerinin, bir daha asla kazanamayacak kadar değerli olduğunu…



METE BUYURAN