ruya

tamamen bildigin kelime hazinesi kadarsin
bunun disinda hic bir artin yok
ceevrendekileri kaplayanlar
o kadar

dinledigin sarkilar
secimlerin
garantilediklerin
ve vazgectiklerin

ne ugurda kimleri kaybettik
ugurlarinda sandiklarimiz var bir de
once kendimizden gidersek
bildigimiz kelimeler kadariz

bunu tercih ettik
kelimelerin kisitli olmasini
kisitlamadan aydinlatmaya gectik
ve hep ayni sarkiyi dinledik

uyumsuz cumleler
capakli gozler
yalan sozler
dolan gozler
felan filan ..

ruya..

dokuzyirmibes23aralikikibindokuzammaryagci

Londra'dan Gazze'ye

 

Londra’dan gelen 80 araçlık konvoy Türkiye’ye giriş yaptı. İHH İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım ve Londra’dan gelen ekip basın açıklaması yaptı. Açıklamada konvoyun büyüyerek Gazze’ye kadar devam edeceği belirtildi.

Bülent Yıldırım, “Her türlü insan hakları ihlaleline
maruz bırakılan Gazze halkının yaralarını sarmaya,
acılarını paylaşmaya gidiyoruz” dedi. Yıldırım, İsrail Gazze halkının yalnız olmadığını görecek diye konuştu.

Konvoyun 27 Aralık tarihinde Gazzede olması bekleniyor. Konvoya Türkiyeden 80 araç, Amerika’dan da 47 araç katılacak.
-timeturk-

 

hurriyet

hurriyeti kendi talebiniz ile geri alamazsiniz
hurriyeti talep etmek gerekmektedir
yaptiginiz hareketler olusturdugunuz olgular
cizdiginiz haritalar kisisellestirdiginiz notlar
onlar bunlar sunlar felanlar ve filanlar
tum bunlar belirler hurriyeti talep seviyenizi\

hurriyete kavusma arzusu herkes tarafindan
kaldirilabilecek kadar hafif degildir

hurriyet bedel odemektir
sizi sevenler hurriyetinizi talep etmezler
yerlerine gelecek tebdili tercih etmezler
hurriyet bedel odemektir

hurriyeti ele gecirmek yurekli isidir

ondort aralik ikibindokuz
iki kirkalti dubey yada sharjah
amr ygc

Sabredenelerden ve Şükredenlerden :aşk

  
 Medine'nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa
   Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve
   öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu,
   abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları
   beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları
   koyup, izdivaç teklif ederler.
   
   Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın
   hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o
   Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın
   rızasını diler.
   
   Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar
   serer... Kimi cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip
   kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne
   atanları mı?
   
   Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimiz(sas)'in
   huzuruna çıkıp "Ey Allah'ın Rasûlü" der, "bana cennete götürecek bir
   şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu
   aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl'
   gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce
   evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete
   alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi
   münasip görürseniz ben ona razıyım" der.
   
   Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin
   de "özel" olması gerekir. Lâkin Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve
   sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her
   zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk
   gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider,
   talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlıkyaparlar.
   
   Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o
   fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur.
   Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun
   boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını
   yerden kaldırır.
   
   Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir
   uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa
   yenilirler. Rasulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her
   zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla
   talihli sahabeyi bekler.
   
   Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer.
   Rasulullah Efendimiz(sas) namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp
   neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.
   
   Efendimiz(sas) güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar.
   Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına
   bir hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb (R. anh) ellerini
   çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir
   dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var."
   
   Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem
   gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana
   hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi(sas) çok hislenir onlara hayır
   dualar ederler.
   
   Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana
   sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya
   bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için
   bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben
   şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve
   ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem)
   "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle
   sabredenler otururlar." buyurdular.
   
   Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır,
   kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni
   Resulullah Efendimiz(sas)'e anlatır ve onları Allahü teâlânın
   cenneti ve cemaliyle müjdeler.
   
   Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz(sas), Suheyb'i yanlarına
   oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben
   mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir
   sesle "Allah'ın Rasulü en iyisini bilir" cevabını verir.
   
   Efendimiz(sas) onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de
   cennetliksiniz" buyururlar, "... ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!"
   Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki
   beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!"
   
   Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır.
   Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Rasulullah Efendimiz
   (sallallahu aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey
   söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar.
   
   Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o Yüce Server
   kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir
   tahta çakar.
   Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"...
   
   gayrısına aşk demeye utanıyor insan..!
    
   Ne ki SEVDA:Hakka sevdalanmadıktan sonra..
   Ne ki HAYAT: Hakkı yaşamadıktan sonra
   Ne ki KAVGA: Hak yolunda olmayınca..
   Ne ki ÖLÜM:Şehadet vurmayınca...

Bekliyorum 13

Ruzgarın estıgını hıssetmedım
ruzgarın esmesınden etkileneceğimi kestiremedim
ruzgarı bilemedim
tesirini cozemedim

dogusumdan sonra
cocuklugumla gelen
genclıgımde kucaklamaya baslmam
yukselıp cogaldıgımda
ruzgarın etkısını kestıremedım

oralarda neselı havaların ardında
gonlumu gogsumden nasıl salladıgımı
kucagımda parmaklarımla beraber tasıdıgımı
ellerımden dustukten sonra bildim

ruzgarın etkısı olacagını kestıremedım..

mevsım geldı solmaya basladın
ellerımden tutunamaz hale geldın
saglam sarılmadıgın ıcın
ruzgarın etkısı olacagını kestıremedım

sarılmadıgın ıcın
sana sarılmama guvendım
ne senı nede ruzgarı kestıremedım

sonbahar geldı yaprak gıbı dokuldun
ruzgarı kestıremedım

sımdı yenılerını hazırlamak ıcın
kara burunmeye beklıyorum..

belkı bir gun
4.31 2-12 -2009

amr yagc

h