مرمرة الزرقاء تنطلق إلى فلسطين مصحوبة بالأدعية و الصلوات

شارك الآلاف من المواطنين في وداع السفينة، حيث ارتفعت الأعلام الفلسطينية ملوحة في السماء، و قد تبرعت العديد من النسوة بصيغهن للسفنية للشعب الفلسطيني، و كانت مظاهرة

حاشدة شارك فيها مواطنون بواسطة سفن جاءت لتودع مرمرة الزرقاء في عرض البحر

مرمرة الزرقاء تنطلق إلى فلسطين مصحوبة بالأدعية و الصلوات.

 

كما شارك العديد من ممثلي مؤسسات المجتمع المدني و الأحزاب السياسية التركية، فنانون و رجال أعمال مشهورين.

و ألقيت كلمات من قبل ممثلي منظمي حركة ” وجهتنا فلسطين..حمولتنا المساعدات الإنسانية ”، من كل من هيئة الإغاثة و المساعدات الإنسانية، ” حركة ” غزة الحرة ”، ماليزيا، الكويت، الجزائر، اليونان، إنجلترا و إيرلندا.

يلدرم : لن نتراجع إلى الوراء

علق بولنت يلدرم رئيس هيئة الإغاثة و المساعدات الإنسانية عن تهديدات إسرائيل قائلا : ” نحن مصممون على الذهاب، لن نتراجع خطوة واحدة للوراء، لقد عشنا مع عزت شاهين في زنزانته، استشهد أخوانا اللذين كانا يشرفان على مشروع الأيتام في أفغانستان فاروق أكتاش و بهاء الدين يلدز..في شهر واحد عشنا السجن و الإستشهاد في وقت واحد…تغمدهم الله بكامل رحمته، إنشاء الله سيكون طريقنا مفتوحة بإذنه تعالى، و أنا متأكد أن الملايين من الأدعية ستكون مصاحبة لنا..”

كما شكر كل من قام بدعم الحركة من الأحزاب السياسية التركية منها الحزب الحاكم حزب العدالة و التنمية، حزب السعادة، و حزب الوحدة الكبير.

و أفاد أن ما تقوم به إسرائيل بحق الفلسطينيين هو نفس ما قام به هتلر ضد اليهود و قال : ” لقد أقام هتلر مخيما للأسرى في ألمانيا..و الآن الصهاينة يقومون بسجن و أسر الفلسطينيين أيضا..و أنا أنادي الإسرائيليين من هنا اليوم : تعالوا لنحل هذه الأزمة بشكل سليم…لأنكم إذا عرقلتم و اعتديتم على هذه الحركة فستصبحون معزولين في العالم..و سيوف تتضررون…هذه سفن مساعدات إنسانية..لا يوجد حتى سكين واحد فيها…سيكون على متنها أطفال، نسوة و شيوخ، ستحمل أدوية و أجهزة طبية، و سيكون فيها أكثر من 120 نوع من الأدوية.”.

ألقى بعد ذلك رئيس حركة فلسطينيي 48 الشيخ رائد صلاح كلمة أشاد فيها بمواقف و مقولات أردوغان فيما يخص القضية الفلسطينية، و أكد على ضرورة أن يحذو كل الحكام العرب حذو أردوغان، و أشاد بمواقف الحكومة و الشعب التركي تجاه الشعب الفلسطيني.

و في الكلمة التي ألقاها نائب البرلمان في حزب العدالة و التنمية في موش سراج الدين كاراياغ، شبه فلسطين بالسجن في الهواء الطلق وقال : ” إسرائيل بأسلحتها لن تصل إلى قوة التصميم و الإرادة التي تملأ مؤيدي القضية الفلسطينية..إسرائيل تقتل الآلاف من الأبرياء..و بعد ذلك تدعي أن الإسلام إرهاب…و هذا ليس مقبولا على الإطلاق.”.

بعد إلقاء الكلمات، إنطلقت مرمرة الزرقاء مصحوبة بالهتافات و الأدعية، في رحلة ستستغرق 40 ساعة للوصول إلى أنطاليا، حيث سينضم إليها قسم كبير من المشاركين، و إذا لم تعترض إسرائيل طريق السفن سوف يصل الأسطول إلى غزة في 26 من مايو 2010.

مشاركة 9 سفن في الأسطول :

بدأت مؤسسات إنسانية مثل هيئة الإغاثة و المساعدات الإنسانية IHH و ” غزة الحرة ” أنشطة من أجل تسيير سفن لكسر الحصار عن غزة منذ عام 2006.

ستشارك في الأسطول 3 سفن من تركيا، 1 اليونان، 2 من إنجلترا، 1 من إيرلندا، 1 الجزائر، 1 من الكويت.

حركة وجهتنا فلسطين حمولتنا المساعدات الإنسانية، تحظى بدعم ما يقارب 50 دولة و آلاف موسسات المجتمع المدني، و الناشطين، و هي تعتبر أكبر حركة مساعدات إنسانية تنطلق إلى فلسطين حتى الآن.

ستحمل 10 آلاف طن من المساعدات التي تضم أدوية، أجهزة طبية، إسمنت، حديد، بيوت مسبقة الصنع، ألعاب للأطفال و غيرها.

سينطلق من تركيا 2 سفن شحن و سفينة ركاب.

و ستلتقي السفن في عرض البحر لتتجه إلى غزة على شكل أسطول.

ستنطلق السفن التركية في 25 من مايو.

İsak Haleva destekliyor

 Türkiye Musevileri Hahambaşısı Rav İsak Haleva, Filistin’de yaşayan 1.5 milyon insanın uygulanan ambargoyla dünya ile irtibatının kesildiği için açlık ve sefaletle pençeleşmesinin akıl ve vicdan sahibi olan herkes gibi kendisini de derinden üzdüğünü söyledi. Haleva, sadece Filistin’de değil, dünyanın diğer ülkelerinde yiyecek ekmek temin edemediği için ölümle karşı karşıya kalan insanların bulunmasından büyük acı ve ısdırap duyduğunu ifade etti.

GAZZE SEFERİNİ DESTEKLİYORUM

Musevi Cemaati dini lideri Rav İsak Haleva, İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) Gazze’ye yardım için planladığı gemi organizasyonunu Yeni Şafak gazetesine değerlendirdi. İHH’nin Gazze halkına yapmayı planladığı insani yardımları, dünyada barışın hakim olması için her fırsatta dua eden bir din adamı olarak desteklediğini belirten Haleva, “Bir din adamı olarak insanların yardımlarına koşan, onların acılarını hafifleten herkesi bereketlendirmek ve bu çabalarını övgüyle karşılamak benim asli görevimdir’ diye konuştu.

DAYANIŞMA DİNİ BUYRUK

Musevi inancına göre üzerinde ısrarla durulan tanrısal buyruklardan birinin ‘insanların hayırda, iyilikte ve güzellikte dayanışma halinde bulunmaları’ olduğunu belirten Haleva, barışa ve insanlığa hizmet eden her türlü faaliyeti takdirle karşıladığını söyledi. Haleva, “Önemli olan hayır çabalarının ihtiyacı olan insanlara hakkaniyetle ve vicdanları rahatlatacak yollardan ulaştırılmasıdır. Bu şekilde yapılan yardımlarda ayrımcı düşünmemiz söz konusu olamaz’ dedi. Haleva, Türk vatandaşı Musevilerin Türkiye’nin huzuru ve esenliği konusundaki gayretlerinin kimseden geride kalır durumda olmadığını vurguladı.

Yenisafak

Hoda Hafız Biraderani Mücahidan!

Afganistan’da düşen ve halen ulaşılamayan uçakta yer alan Bahattin Yıldız ve Faruk Aktaş’ın dostları, Bahattin Yıldız ve Faruk Aktaş’ın nasıl birer ‘fedai’ gibi yaşadıkları anlatmaya devam ediyorlar. Pakistan depremi sonrasında Bahattin Yıldız’ın liderlik ettiği İHH İnsani Yardım Vakfı arama ve kurtarma ekibi ile birlikte Keşmir’e giden Yusuf Ensar Çalışkan, Bahattin Yıldız ile geçirdiği 20 günü yazdı. İşte hep başkalarının yiğitliğini kitaplarında anlatan Bahattin Yıldız’ın bilinmeyen yüzü:

Yusuf Ensar Çalışkan / TIMETÜRK

Ve kutlu bir görev için çıktıkları sefer de, kutlu bir mertebeye yükseldiler.

Ne söylenebilir ki…

Ağabeysiz kaldık…

O, kendisini İslam’a hizmet ve cihad yoluna adamış bir mücahiddi. Onu tanımak bana çok şeyler kattı. Ondan çok değerli şeyler öğrendim. Mesela insanın ne için yaşaması gerektiğini, hayatın basamaklarını nasıl tırmanması gerektiğini…

Bahattin Yıldız Ağabeyimizden bahsediyorum.

Maalesef dün Afganistan’da düşen uçakta Bahattin Yıldız ile İHH İnsani Yardım Vakfı Güney Asya Koordinatörü Faruk Aktaş da vardı. Kutlu bir görev için çıktıkları sefer de, kutlu bir mertebeye yükseldiler.

Dağlar, Bahattin ağabeyimizin hep bir yanındaydı, coğrafyamızın muhtelif kentlerini adımlarken dahi kalbinin bir köşesi dağlardaydı. Bir yanı Afganistan sarp dağları, Müslümanların geçtiğimiz asırdaki sarsılmaz kaleleri iken, diğer bir yanı Kafkasya’nın özgürlük dağlarındaydı.

Hindikuş dağlarında nasipmiş ona vuslat.

Yıllarca Ruslara karşı kurşun attığı o sarsılmaz dağları çok sevmişti. Bir sohbetimizde ‘’Ensar! Bak yaşlanıyoruz. Yaş kemale erdi. Öleceksek de cihad topraklarında ölmeli’’demişti.

Bahattin ağabeye ölümü hiç yakıştıramazdım. Geçen haftalarda sohbetinde bize anılarını anlatırken ‘’Rabbim bizim başımızdan Bahattin Ağabey gibi ferasetli ve sevilen ağabeylerimizi eksik etme’’ diye dua etmiştim.

O öyle bir kalbe sahipti ki hep ezilenlerin, ihtiyaç sahiplerinin, mazlumların yanındaydı.

Öyle bir ruha sahipti ki hepimizden gençti. Hep gençlerle birlikte olur, onlarla mesafe koymaksızın iç içe olurdu. Gençlere hizmet etmeyi çok severdi. Rabbim bana onunla kesintisiz yirmi gün boyunca birlikte olma fırsatını verdi. Ve o günler benim hayatımın en verimli günleriydi.

O günlerde yaşadıklarım, sanki dün gibi hafızamda taptaze. Gori’den bizi dağlara uğurlarken nasihatleri kulağımda. Dağlar onun en sadık dostlarıydı. Ve dağları en çok o tanırdı! Dağlar da onu!

Tarih 22 Kasım 2005 Yer Celabandi, Gori Dağları Etekleri, Keşmir…

Bahattin Abi: Çocuklar ben ateşi yakıyorum, Ensar, Tuncay, Ebubekir! Siz de gelin marş söyleyeceksiniz…

Biz: Olur Bahattin Abi…

Oturuyoruz…

O gün Çeçenistan’da şehid düşen 12 Türkiyeli Mücahidin şehadet yıldönümü… Herkes hüzünlü…

Şehid Bilal Ebu Muslim, Şehid Abdulkadir Kutluay, Gürcü Abdullah, Şehid Selami Abi, Şehid Mücahid Şener, Afganistan şehidimiz Bilal Yaldızcı’yı, Bosna şehidlerimiz Abdulmetin Çakmak ve Selami Yurdan’ı, Keşmir şehidlerimizi Bahattin ağabeyin yaktığı ateşin etrafında ısınmaya çalışarak anıyoruz.

Afgan dağlarında kar kucak kucak

Ne ev, ne bark kalmış, ne de bir ocak.

Bizim evimizse, yaz gibi sıcak.

Kalmak istesen de, kalamazsın ki!

Afganlı kardeşin her yanı yara.

Sarmak istesen de saramazsın ki.

Narayı Tekbir… Allahu Ekber

Zindabad Keşmir, Zindabad Afganistan, Zindabad El Cihad sloganlarımızı karanlığı ve soğuk havayı yararak dağların eteklerinde yankılanıyordu.

Bütün marşlara Bahattin ağabeyimiz de eşlik ediyor, bize anılarını anlatıyordu o gece…

O herkesi birleştiren, bir araya getiren bir şahsiyetti. Eğilmez, bükülmez, doğru bildiğinden şaşmazdı. Yanında ki kendisinden 40 yaş küçük de olsa onu kaile alır, istişare eder, fikrini sorardı. Öğretmek, anlatmak istediğini tatlı diliyle ve kendine has üslubuyla anlatırdı.

Onun bir yanlışını görmedim. Türkiye’de İslami camianın bulandığı, sallandığı günlerde Bahattin Yıldız hep bir yerlerde İslam’ın ve Müslümanların faydasına bir işle uğraşırdı. Aradığınızda bir Bosna’da bir Afganistan’da, bir Arnavutlukta, bir Almanya’da bulurdunuz onu. Ama en çok Afganistan’da…

Çünkü bir yanını o topraklarda bırakmıştı. Hep aklı fikri ordaydı. Orada ölmek, ölümü orada öldürmek isterdi. Oranın insanlarıyla öylesine bir bağ kurmuştu ki kelimelerle ifade edilemez.

Şehadet Takvimi projemizi ona açtığımda çok sevinmiş, mutlaka yapmamız gerektiğini söylemişti. Bize hep şehidlerimizi unutmamamızı ve unutturmamamızı öğütlerdi. Ailelerini mutlaka gençlerle ziyaret etmemiz gerektiğini her zaman vurgulardı.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’a geldiğinde İHH’nın Afganistan’da şehid çocukları için bir yetimhane yaptırmak amacıyla parayla bir arsa alacağını duymuş ve ‘’Neden para veriyorsunuz? Ben gidip hallederim.’’ diyerek dönüşü olmayan bir yolculuğa karar vermişti. Orada bulunan ve hayır sahibi olan insanlarla irtibata geçtikten sonra ilk uçakla, bizimle olan buluşmasını da erteleyerek Afganistan’a Faruk Aktaş ile birlikte gitti.

Giderken de ‘’İnşallah gemiye yetişeceğim’’ demişti vakıftakilere…

Ama olmadı… Hindukuş dağlarında kaldı bedeni…

Aslında o giderken de mesaj verdi anlayana! Kişi sevdiği ile beraberdir. O hep mücahidlerle, yetimlerle, dağlarlaydı. Ve Rabbi onun ruhunu çok sevdiği ve bulunmaktan mutlu olduğu dağlarda aldı.

Hiçbir zaman zalimlere meyil etmedi. Ve ben şahidim meyil edenleri uyarırdı.

Bizim kulaklarımızda ise bize son görüşmemizde söylediği sözler yankılanıyor şimdi.

‘’Ağabeylerinizi ziyaret edin, onlara saygı ve sevginizi eksik etmeyin. Velev ki başka yollarda, başka metotlarla hareket etseniz de. Ve doğru olanı yapmaktan asla vazgeçmeyin…’’

Onu, hikmetli sözlerini ve yol gösteren nasihatlerini yokluğunda çok arayacağız…

Allah onu Firdevs cennetlerinde çok sevdiği ve hasretlerini çektiği şehidlerle birlikte haşr eylesin.

Ailesine, tüm dostlarına, sevenlerine ve arkadaşlarına sabırlar versin…

Hoda Hafız Biraderani Mücahid!

(Allah’a emanet ol mücahid kardeşim!)

İbrahim Karagül: Bir yiğit adamı kaybettik…

Bazen yazmak, bir şeyi anlatmak, kelimeleri ardı ardına sıralamak, bir cümle kurmak öyle zordur ki… Hele söz etmek istediğiniz konu size çok yakınsa, onunla aranızda çok güçlü bağlar varsa…

Kelimeler, cümleler zihninizde hızla akar gider ama bir tanesini bile aktaramazsınız. Yutkunursunuz, ağzınız kurur, kalbinize bir ağrılık çöker, gözleriniz hiç bir şeyi seçemez olur, dolup dolup taşar…

Dün böyle bir gündü benim için. Öyle sanıyorum ki, uzunca bir süre de öyle olmaya devam edecek. Gençlik yıllarımdan bu yana, bir “toy” üniversite öğrencisi olarak İzmir’e adım attığım yıldan bu yana ekmeğini, zamanını, düşüncelerini, birikimlerini, heyecanını, sorumluluğunu, kaygılarını, sevinçlerini, ideallerini benimle, bizimle, seçkin ve coşkulu bir grup genç insanla paylaşan, direniş öncüsü bir yiğit adamı kaybettik…

Yıllar önce, saf, tertemiz Afgan direnişine kanıyla katkıda bulunan, o günden bu yana, Balkanlar’dan, Ortadoğu’dan Güney Asya’ya kadar ülke ülke ideallerinin peşinde koşan Bahattin Yıldız, dün yine o topraklarda, Afganistan’da bize veda etti. IHH’nın Asya Koordinatörü Faruk Aktaş’la birlikte, Kunduz’dan Kabil’e giderken düşen Pamir Havayolları’na ait uçağın yolcuları arasındaydı. Yine bir “sefer”deydi. Ama bu sefer hizmet için, insani yardım için, yetimler için oradaydı.

Vefat etti. Belki farkında değiliz ama sadece biz, onu tanıyanlar, onunla dost olanlar değil, Türkiye çok değerli bir insanını kaybetti.

Onu sevmeyen kimseyi görmedim ben. Bu ülkenin sessiz öncülerinden biriydi. Bir yiğit adamdı, belki bizim tanıma sansı bulduğumuz birkaç delikanlıdan biriydi.

Şan, şöhret, toplumsal statü, zenginlik, iktidar umurunda bile olmadı. Ama bunların hepsinin ötesinde, daha derin, daha güçlü bir miras bıraktı geriye.

Biz; dostları, arkadaşları olarak o mirasa sahip çıkacağız ve onu unutturmayacağız.

Cesaret, özveri, tevazu, vefayı, bu toprakların ruhunu ondan öğrendik çünkü.

Allah rahmet etsin…

Çok üzgünüz…

Bahattin Yıldız ağabeyin aynası kitaplar…

Dün Afganistan’da kaybolduktan bir süre sonra Salang geçidinde düştüğü anlaşılan uçakta roman, hikaye ve günlük türlerinde, önemli eserler vermiş yazar Bahattin Yıldız da bulunuyordu.

Cihat Günlüğü, Savaşan Afganistan, Kar Çiçeği, Karda Ayak İzleri, Güllerin Vedası kitaplarında Afganistan’daki savaşı farklı yönleriyle yazan Yıldız, yaşadığı ve yazdığı gibi o topraklarda şehit oldu.

AFGANİSTAN’DAN AYRILMAK ZOR

1956 Sivas doğumlu olan yazar, yazılarını Mavera, Güldeste, Gurbet dergilerinde ve Milli Gazete’de yayınlandı. Bahattin Yıldız’ın ilk kitabı ‘Savaşan Afganistan’ Ferhat Dağcı müstear ismiyle 1984′te Rahmet Yayıncılık’tan çıktı.

12 Eylül sonrasında Afganistan’a giden Yıldız, dönüşte böyle bir araştırma-inceleme çalışması ortaya koyar. Ruslarla savaşan farklı grupların yapılanmasını, alt yapılarını, askeri güçlerini ve hatta halkla ilişkilerini detaylı olarak ele alır. Ebat olarak küçük fakat hacim olarak epey büyük olan bu kitabın şimdilerde baskısı yok.

Bahattin Yıldız’ın ikinci kitabı, Cihat Günlüğü’dür. Yıldız bu kitabını da Abdülhamid Muhaciri müstear ismiyle yayınlar. Kitabın büyük kısmı Cahit Zarifoğlu ile yazışmalardan oluşur. Hatta Yıldız’ı bu kitabı yazmaya teşvik eden odur. Yıldız kitabın girişinde bunu şu sözlerle ifade eder: “Türkiye’deki edebiyat kuşağının bir dönem öğretmeni olan rahmetli Cahit Zarifoğlu ağabeyimin: ‘Yaz, Abdülhamid oraları yaz. Sana önemsiz gelebilir fakat her şeyi yaz’ diyerek cepheye ulaştırdığı mektupları ve teşvikleri için onu burada yad ediyor Rabbim’den rahmet diliyorum.” Yazar, Özgün Yayınları’nın tek cilt halinde yayınladığı kitabın arka kapağında, 1982 yılındaki Afganistan dönüşü duygularını şöyle anlatır:

“Ayrılık saati gelmişti. Tek tek sarıldım, Paçator’a, Şirbeççe’ye. Yunus ağlamaya başladı. Yeşil gözlerinden inciler dökülüyordu. Bir anda ayrılmaktan vazgeçip kalmak isteğiyle zorlandım. Boğazıma acı bir düğüm oturdu. Yunus’un o yeşil gözlerini ve inci tanesi yaşlarını bir sevgiyle, bir acıyla, bir hasretle gönlüme unutulmaz anılarla gömüp onlara sırtını döndüm. Her adım, onlardan bir ayrılık adımıydı. Hoda hafız Afganistan! Hoda hafız biraderanı mücahidan! (Allah’a emanet olun mücahit kardeşlerim).”

Bahattin Yıldız, ‘Cihat Günlüğü’ kitabına “Şehadeti başucu seçeneği yapanlar İslam için yola çıkanlar durur muydu?” sözleriyle başlar… O da hep yoldaydı ve ümmetin yaşadıklarınının sancısını kalbinde hissediyordu…

Yazarın son kitabı ‘Karda Ayak İzleri’ ise Afanistan cihadından dönüşüne odaklıdır. Yıldız, 12 Eylül döneminin sıkıntılı günlerinde, pasaportu olduğu halde ülkeye giremediğini ve denediği farklı yolları bu kitapta anlatır. Hakkari’nin karlı dağlarında geçen çetin bir yol hikayesi bir yol mücadelesi, Karda Ayak İzleri.

Merhum yazar, Afganis’tan merkezli kitapları dışında iyi bir öykü ve roman yazarıydı. Güllerin Vedası’nda, Bilal Yaldızcı, Fuat Çağlar, Selami Yurdan, Metin Yüksel gibi şehitlerin kısa şehadet öykülerini yazdı.

Kar Çiçeği ise Erzurum merkezli bir belgesel romandı. 1980 öncesi Erzurum’u, öğrenci hareketlerini ve Kayak Milli Takımı’ndaki spor faaliyetlerini anlattığı bu roman onun sporcu kimliğine çokça vurgu yapıyor.

MİLLİ KAYAKÇIYDI

Aynı zamanda maraton koşucusu olan Yıldız, Erzurum’dan Kayseri’ye ‘Hicri 1400′ vesilesiyle koşan üç kişiden biri. Roman da zaten bu koşu ile başlıyor.

HEP ŞEHADET ÖZLEMİ İLE YAŞADI…

Bahattin Yıldız, Abdulhamid Muhaciri adıyla yazdığı “Cihad Günlüğü” adlı kitabın önsözünde duygularını şöyle dile getiriyordu;

Yaşanan binlerden bir tanesi olarak bu kitabın hikâyesi, 12 Eylül 1980 kudetasıyla başlar.

Müslüman Gençlik, o günlerin sıcak ortamında, güdümlü ve acımasız gruplara, insanına düşman rejimine karşı var olma kavgası verirken daha Müslümanca yaşamak için diriliş sancısı çekiyordu.

Üstümüze haksızca saldıran devlet destekli grupların karşısında Metin Yüksel’i Fatih Camisi’nin avlusunda, Erdoğan Tuna’yı Selimiye’nin gölgesinde, Hasan Sürel’i Mevlana Meydanı’nda, Mustafa Sevim’i, Gürsel Kabadayı’yı İstanbul sokaklarında, İslamcı Düşüncenin genç muallimi Sedat Yenigün’ü hainlerin kurduğu bir pusuda, Hasan Yeşil’i suya vurgun yüreğiyle Diyarbakır’da Dicle kenarında… Ve daha nice kardeşimizi, mücahid yiğidimizi kalleşçe saldırılarda şehid verdik.

Şehadeti başucu seçeneği yapanlar, İslam için yola çıkanlar durur muydu? Şehitler tepesi boş kalır mıydı? Bilal Yaldızcı’yı, Tekiner Tayfur’u Afganistan’da, Selami Yurdan’ı, Ahmet İpek’i, Edipi ve daha nicelerini Bosna’da şehit verdik.

Kudeta sonrası yurt dışı tercihini İran, Afganistan; yani inkılâp ve cihad beldelerine doğru yapanların öyküsüdür bu… Aradan nice zaman geçerse geçsin yine şiarlarımız söylenecek, tekbirlerimiz çekilecek, Kelime-i Tevhid Bayrağı elden ele geçecek. Silahlar Afganistan’da, Bosna’da Filistin’de, Tacikistan’da, Keşmir’de şarkılar söylemeye devam edecek. Oralarda da bayraklar burca dikilirse cihad yolu ilk günkü gibi olacak; zaman aynı zaman, kan aynı kan çünkü…

Türkiye’deki Edebiyat kuşağının bir dönem öğretmeni olan rahmetli Cahit ZARİFOĞLU ağabeyim: “Yaz, Abdülhamid oraları yaz. Sana önemsiz gelebilir fakat, her şeyi yaz!” diyerek cepheye ulaştırdığı mektupları ve teşvikleri için onu burada yad ediyor, Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum.

AFGANİSTAN TARİH BOYUNCA HEP SAVAŞ HALİNDE

Bahattin Yıldız ilk kitabı ‘Savaşan Afganistan’ kitabını Ferhat Dağcı adıyla Rahmet Yayıncılık’tan basmıştı. Yıldız, 1985 yılında kaleme aldığı bu kitabının önsözünde de şunları dile getiriyordu;

İsrail Donanması, İHH’nın Gemi Folosu İçin Hazırlanıyor

İsrail kaynaklarının bildirdiğine göre Deniz Kuvvetleri bünyesinde bulunan savaş gemilerinin hemen hemen yarısına yakını, Gazze ambargosunu delmek için Türkiye’den demir alacak 8 gemiyi engellemek için hazırlıklara başladı.

Kaynaklara göre İsrail donanması, gemileri engellemek için bugünlerde yeni bir tatbikata başlayacak. İsrail donanmasının bu tatbikatı, Savaş Bakanı Ehud Barak ve Genelkurmay Başkanı Gabi Aşkenazi’nin kontrolünde devam edecek. 24 Mayıs’ta başlaması beklenen askeri tatbikatın, İsrail hükümetinden de onay aldığı öğrenildi.

Bilindiği üzere İHH Başkanı Bülent Yıldırım da gemi filosunu engellemek isteyen İsrail’in, tatbikata başlamasının ihtimaller arasında yer aldığını söylemişti. Yıldırım, İsrail’in bu planına karşı gemilerle denizde ada oluşturarak dünyanın dikkatini Gazze’deki ambargoya çekmeyi hedefleyeceklerini söylemişti.

İHH öncülüğünde düzenlenen gemi filosunun, tıbbi, gıda ve temel tüketim maddelerinin yanı sıra inşaat malzemeleri ve prafabrik evler de götürmesi bekleniyor.

isra haber