Genel Çapsızlık Sendromu
İnsanoğlu istemek için yaratılmış, Allah’ta kendisinden istenilenlerini vermek için söz vermiştir. Yalnız insan Allah’tan neyi nasıl, ne zaman isteyeceğini bilemediğinden Rabb’ine suç atar. İnsanın onu yaratana karşı olan bu tutumu kullar arasındaki olan isteklerinde de daha fazla bilinçsizliğe rahatlıkla yol açabilir. Bu sebepten Allah bile insana taşıyamayacağı yükü yüklemeyeceğinin garantisini verirken; insan insana taşıyamayacaklarını yükler.
Kişinin Rabb’inden dua ile istemesi doğrultusunda süre gelişen hareket üç kısma ayrılır.
Bu üç kısma geçmeden önce hayattan beklentiler için sabredilmesi gerektiği tavsiye edilmiş. Sabrın sonu zafer olması için de Allah şöyle buyurmuştur: ‘Ey iman edenler! Allah’tan sabır ede ede namaz kıla kıla yardım dileyin. Allah sabır edenler ile beraberdir.’ .”(Bakara, 2/153)
Bu ayetten anladığımız üzere ki; taleplerde makuliyetten sonra en mühim şey sabır etmektir.
Sabır ederken de bu fiiliyatımızı başı boş bırakmayıp bunu namazlarımız ile desteklemek ve bunun soncunda da kazancın geleceği anlaşılmaktadır.
Öncelikle bilinmesi gerekir ki; Allah kullarının her zaman hayrını ister. Kişi Rabb’inden talep ettikten sonra bölüşen üç kısım ise şöyledir:
1- Allah’tan usulünce talepte bulunulur. Allah’ta senin için şartların uygun olduğunu bilir ve duan kabul olur.
2- Allah’tan usulünce talepte bulunulur. Yalnız şartlar henüz oluşmamış duanın hemen kabul olması senin için hayırlı bir işlem değildir. Bu sebepten dolayı dua yeri ve vakti geldiğinde kabul edilir.
.
Buna örnek olarak salebenin yaşamış olduğu hikayeyi paylaşıyorum:
Ebu Ummet-ul Bahilî’nin rivayet ettiğine göre Salebe İbni Hâtip Peygamber’imize (S.A.V.)
” Ya Rasûlallah, Allah’a duâ et de bana mal versin” dedi.
Peygamber’imiz (S.A.V.) onun bu arzusunu
“Yâ Salebe, şükrünü edâ ettiğin az mal, şükrünü yerine getiremeyeceğin çok maldan daha iyidir.” diye karşılık verdi.
Salabe yine de “Ya Rasûlallah , Allah’a dua et de bana mal versin” diye ısrar etti. Peygamberimiz (S.A.V.) ona :
“Ya Salabe, beni misâl almak istemezmisin? Allah’ın Rasûlu gibi olmak istemezmisin? Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederek söylüyorum ki, dağların benim için altın ve gümüş olmasını dilesem, olurlardı.” diye cevap buyurdu.
Salabe bu sefer dedi ki, “Seni Hak dinle peygamber gönderen Allah’a yemin ederim ki, bana mal versin diye Allah’a dua edersen, her hak sahibine hakkını vereceğim., şöyle şöyle yapacağım.”
Bunun üzerine Peygamber’imiz (S.A.V.) “Allah’ım, Salabe’ye mal nasib eyle” diye dua etti. Salabe de koyun edindi.
Salabe’nin edindiği koyunlar böcek gibi üredi. Öyle ki, sürüsüne Medine dar geldiği için vâdiye taşındı. Bu yüzden öğle ve ikindiyi cemaatle kılıp, diğer vakitler cemaatten geri kalmaya başladı. Bu arada sürü üremesine devam ettiği için Salabe başka bir yere taşınmak ihtiyacını duydu ve Cuma’dan başka hiçbir namazı cemaatle kılmamaya başladı.
Derken sürü böcek gibi üremeye devam etti. Salabe de Cuma günleri kervanların yoluna çıkarak Medine’de olup bitenleri öğrenir oldu.
Bir gün Peygamber’imiz (S.A.V.) “Salabe ne yapıyor?” diye sordu. O’na “Ya Rasûlallah, sürü edinince Medine’ye sığmaz oldu” diye başlayarak olup bitenleri anlattılar. Peygamber’imiz (S.A.V.) “Yazık Salebe’ye, yazık Salebe’ye yazık Salebe’ye” diye buyurdu.
Bu sırada “Onların mallarından belirli bir sadaka al, böylece onları temizlemiş ve nefislerini arındırmış olursun. Onlar için duâ et, senin duân onları huzura kavuşturur.”(Tevbe süresi âyet: 103) meâlindeki âyet inerek zekat vermek farz kılındı.
Peygamber’imiz (S.A.V.) Cuheyne kabilesi ile Beni Suleym kabilesinden iki kişiye yazılı bir emirname verip zekât toplamakla görevlendirdi., onlara “Saleb Bin Hatib ile Beni Suleym’den falan adama varıp zekâtlarını alın” diye emir verdi. Adamlar yola çıkıp Salebe’ye vardılar, Peygamber’imizin (S.A.V.) emirnamesini okuyarak kendisinden zekâtını vermesini istediler.
Salebe tahsildarlara “Bu cizyeden başka birşey değil, Bu cizyeden başka birşey değil, Bu cizyenin kardeşidir, gidin işiniz bitince bana yine uğrayın” dedi.
Bunun üzerine tahsildarlar Suleymi’ye yöneldiler. Suleymi onların geldiğini duyunca develerin en semizini seçerek onu zekatlık olarak ayırdı ve tahsildarları onunla karşıladı. Tahsildarlar bunu görünce ” En semiz deveyi vermen gerekli değil, o yüzden bunu senden almak istemiyoruz” dediler. Suleymi “Ne münasebet alın onu, ben gönül hoşnutluğu ile veriyorum. Onu siz alasınız diye ayırdım.” dedi.
Tahsildarlar görevlendirdikleri diğer zekâtları toplamayı bitirince geri dönerken Salebe’ye bir daha uğradılar, zekâtını vermesini istediler. Salebe bu sefer onlara “Yanınızdaki yazıyı gösterin” dedi. Yazıya göz atarken yine “Bu cizyenin kardeşidir, siz gidin ben ne yapacağımı düşüneyim” dedi.
Tahsildarlar Paygamber’imize (S.A.V.) döndüler. O (S.A.V.) onları görür görmez daha kendileri ile konuşmadan “Yazıklar olsun Salebe’ye” dedi. ve Suleymi’ye duâ etti. Tahsildarlar da Peygamber’imize (S.A.V.) gerek Salebe’nin ve gerekse Suleyni’nin nasıl davrandığını anlattılar. Bunun üzerine Allah (C.C.) Salebe Hakkında:
“Onlardan bir kısmı “Eğer Allah bize mal bağışlarsa mutlaka zekat verir ve mutlaka salihlerden oluruz” diye söz verdiler. Fakat Allah onlara mal bağışlayınca onu cimrilik ettiler, arka dönüp sözlerinden caydılar.
Allah da kendisine verdikleri sözden cayarak yalan söyledikleri için O’nun karşısına çıkacakları güne kadar kalblerine nifak ekmek suretiyle onları cezalandırdı.” (Tevbe Suresi, Ayet: 75-77) mealindeki ayet indi.
Bu sırada Peygamber’imizin (S.A.V.) yanında bulunan Salebe’nin bir akrabası, inen ayeti duyunca Salebe’ye vararak ona “Yâ Salebe, anan ölesi, ulu Allah (c.c.) senin hakkında öyle şöyle bir ayet indirdi.” dedi.
Bunun üzerine yola çıkan Salebe, Peygamber’imize (S.A.V.) vararak zekatını almasını istedi. Peygamber’imiz (S.A.V.) kendisine “Allah, bana senden zekat almayı yasakladı” diye cevap verdi.
Peygamber’imizin (S.A.V.) bu cevabı üzerine Salebe başına toprak serperek döğünmeye koyuldu.
Peygamber’imiz (S.A.V.) ona “İşte senin amelin, verdiğim emri yerine getirmedin.” dedi.Peygamber’imiz (aleyhissalatu ve sellem) vereceği zekâtı almak istemeyince evine döndü.
Peygamber’imiz (S.A.V.) Ahirete göçünce Salebe, zekât borcunu Hz. Ebû Bekr’e getirdi, fakat Ebû Bekr de onu geri çevirdi. Arkasından Hz. Ömer’e getirince o da kabul etmedi. Hz. Osman’ın halifeliğe geçişinden sonra da Salebe Öldü
3- Ve son olarak:Kişi Allah’tan talepte bulunur. Talebe cevap gelmemiş, kişi: ‘duam kabul olmadı’ düşüncesine kapılmıştır. Halbuki gerçekleşen iş böyle değildir.
Hiçbir edilen dua boşa gitmez. Bu dünya da senin için bu duanın kabulü senin için fayda sağlayacak türden değildir. Bu durumda ısrara gerek yoktur. (bknz :salebe)
Peki bu edilen ve kabul olmadığı zan edilen duaya ne olmuştur?
Bu dua sana diğer tarafta adalet terazisi kurulduğu zaman seni cennete koyabilmek için ağırlık oluşturmak için hanene eklenecek olan bonus yerine geçmektedir.
Tüm bu 3 oluşumdan da çıkaracağımız ortak ana fikir yine Peygamber efendimiz S.a.v.’in buyurmuş olduğu gibi ‘dua inananın silahıdır’ hadis-i şerifidir. Silah kelimesi burada korunma, savunacağı şey olarak tercüme edilir ve isabet olur.
İstekler, talepler neye göre belirlenmesi gerektiğini kişiler ilişkilerinde belirleme hususunda oldukça zayıftır. Ferhat olmayandan dağları delmesi beklentisi Şirin’i üzdüğü gibi, Meryem olmayandan iffet beklentisi delikanlıyı , daha henüz akil olmayandan olgun tavır beklentisi baliği,
fakir çocuktan ev beklentisi kadını, kapesitesi olmayan talebeden içtihat beklentisi hocayı, gönlünü vermemiş kızın platonik sevdalısı da genç arkadaşımızı üzmektedir.
Bu ve buna benzer örnekler çoğaltılabilir. Çarpık beklentiler her iki tarafı da aynı derecede üzmektedir. Bekleyen ve beklenilen olarak iki tarafta şaşkınlık ayranını içmiş ve içmeye de çalkalaya çalkalaya devam etmektedir.
Bu denklemsizlikten kurtuluşun tek yolu tarafların birbirlerini iyi tanıyıp, yapamıyorsa tanımaya çalışıp; tanıyabildiği düzeyde istek ve arzularını dile getirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde sarf edilen cümleler bir taraftan kolayca sırıtarak süzülürken, diğer taraf için acı bir yutkunmaya vesile olur.
Bu acı yutkunma sonrası iki tarafı da alan veya alacak hal ortak duygu: düşüncedir. Bir taraf ‘olur mu? ‘ diye düşünürken, diğer taraf ‘nasıl olurda böyle bir talep olabilir? Çapımdan haberdar değil mi?’ diye düşünür.
Sonuç olarak iki tarafta bekleyiş içerisinde olur. Bir taraf -daha iyi tanınma-yı. Diğer tarafta
-olmalı- yı bekler. Burada yük ise beklentide olanda değil, beklentiye cevap verecek olanın beklentiyi gerçekleştirebilme kaygısını taşıyanda olur.
Çünkü bekleyişler hiç bitmez..
ramazan geceleri
17 Ağustos-2010- 02:05-
Çatı-İstanbul/Ammar YAĞCI
çok güzel bir yazı, özellikle salebe örneğini hatırlamak çok iyi oldu. şükredilecek o kadar çok nimetimiz varki bu örnekle şükürsüzlüğümüzü tekrar terazinin kefesine koyup hafifleteceğiz inş..
Rabbim kaleminize güç versin..Selâm ve dua ile inş.
Selamun aleykum,
dogrusu wordpresste, böylesi blogları görmeye alışık değilim..İsmine bakınca da, gitar ve muwahid kelimesi arasında bir bağ kurmakta zorlansam da, iyi birşeyler yapmaya çaıştıgınız ortada..niyet hayr ise,akibetin hayr olması sa umulur..bizlerde müminler olarak hayırlı zannlarda bulunuruz..Rabbimiz hayırlara vesile kılsın sayfanızı inşallah..
Yalnız, bildigim kadarı ile, Salebe kıssasını anlatan hadis uydurma bir hadis..Mantıken de, madem Allah tevbeleri kabul eder, can cıkmadıkca tevbe kapıları ardına kadar açıktır, o halde, peygamberin saw ve diğer ashabın pişman birisinden zekat kaul etmemesi de düşülücek bir şey değil..Bu konuyu araştırmanızı öneririm..Dinimizi,fikriyyatımızı sağlam temeller üzere kurmalıyız… eğer yanlış isem, hatam oldu ise, araştırma neticesinden haberdar etmenizi rica ediyorum..
selam ile..
http://www.ahlalhdeeth.com/vb/showthread.php?t=26091
yapmış olduğum araştırma neticesinde salebe kıssasının isnadının zayıf olduğu bilgisini elde ettim, maveranehir’e teşekkürlerimi sunarım.