Loç Vadisi direniyor

Yolsuzluğun, rüşvetin, kanun tanımazlığın yetmediği yerde kabakuvvetin kolgezdiği onlarca farklı coğrafyada HES sahtekârlığına karşı direnişler devam ediyor. Kastamonu’nun Cide ilçesine bağlı Loç Vadisi içlerinde belki de en sıcak olanı.

Türkiye’nin her yerinden destek vermek üzere gelenlerle kolkola iş makinalarının önüne çıkan Loç köylüsü bir defa daha özel güvenliğin saldırısına uğradı.

Loç köylüsü HES’e karşı bir yandan hukuki mücadeleyi sürdürürken diğer yandan genciyle yaşlısıyla her fırsatta iş makinalarının önüne çıkarak toprağını koruyor. Ümran Boru ve iştirakı Orye A.Ş. ellerinde ruhsat olmadığı halde köylüye ve köy tüzel kişiliğine ait topraklarda talana devam ederken en bildik, en arsız yöntemlerle saldırıyorlar.

Daha şimdiden, Loç Vadisi’ne bağlı dört köyün muhtarlarına, sakinlerine yüz binlerce liralık rüşvet teklif edilmiş durumda. Gecenin bir yarısı gelen telefonlarda köylünün köylünün aileleleri, yaşamları tehdit ediliyor; sahte belgeler ve imzalarla arazilere giriliyor; yöre insanı birbirine düşürülüyor; bilirkişi raporları yok sayılıyor…

Bunlar yabancısı olduğumuz yöntemler mi? Her fırsatta HES karşıtlarını “terörist” ilan eden Erdoğan, önceki günkü açıklamasında Taksim’deki saldırıyı da “HES komplosu” ilan etti! AKP saldırganlığıyla birleşerek kontrolsüzleşen HES saldırısının Erdoğan’ın son birkaç günde yaptığı “Su akar, Türk yapar” beyanatlarıyla çok daha büyük bir talanın planlı parçası olduğu artık ortada.

Anadolu’nun farklı yerlerinde süren direnişlerde köylüsüyle çevrecisiyle HES karşıtları giderek siyasallaşan ve güçlenen bir mücadeleye sahip çıkıyorlar.

Loç köylüsü inatçı. Aylardır süren mücadelesi, Erdoğan’ın açıklamalarıyla kritik bir evreye girdi. “Baraj köyü ‘Evet’çiler ve ‘Hayır’cılar diye ikiye böldü” diyen Loç köylüsü de toprağını korumanın taşeron şirketle kavga etmekten öte bir anlamı olduğunun farkına varıyor.

Loç’ta neler oldu?
Haftasonu Türkiye’nin her yerinden HES karşıtlarının direnişe destek olmak için buluştuğu Loç Vadisi’nde iş makinalarının çalışmasını engellemek isteyen köylüler Orye A.Ş.’nin özel güvenlik biriminin saldırısına uğradı. Bu karşılaştıkları ilk saldırı değil. Orye A.Ş. daha önce de çalışma ruhsatını görmek isteyen ve şantiye şefi olmadan çalışamayacaklarını belirten köylülere karşı kaba kuvvete başvurmuştu.

Şirketin yasadışı çalışmasını sağlamak üzere sık sık köylülerle karşı karşıya gelen Jandarma da saldırıya müdahale etmeyerek özel güvenliğin köylüleri tartaklamasına göz yumdu.

Ümran Boru’nun iştirakı olan Orye A.Ş. Loç Vadisi’ne girdiğinden beri köy tüzel kişiliğine ve köylülere ait arazilerde izinsiz çalışma yürütüyor. “Çoktan kamulaştırıldığı” belirtilen tarlalar tapu kayıtlarında halen köylüye ait görünüyor. “Gerekli izinlerin alındığını” belirtmelerine rağmen ne şirket ne de Jandarma izinleri gösteremiyor. Köylülerin açtığı davalara ve proje hakkındaki olumsuz bilirkişi raporlarına rağmen şirketin vadide yaptığı tahribat geri dönülmesi zor bir boyuta ulaşmak üzere. Şimdiden binlerce ağacı kesen şirket proje kapsamında 220 bin metrekarelik alandaki tüm ormanı yok etmeyi planlıyor. Doğal koruma ve sit alanı olan Loç Vadisi’nin büyük bir kısmı proje sonunda sular altında kalacak. Devrekani deresinin suyunun yüzde 85’ini borularla taşıyacak olan baraj projesi bölgede doğal hayatı da tehdit ediyor. Orye A.Ş. baraj inşaatına paralel olarak bölgede bir de taşocağı açmayı planlıyor. Çalışmakta olan makinaların sesi nedeniyle vadideki hayvanların çoktan uzaklaştığını söyleyen köylüler, taşocağı açıldığında yağacak tozun bitki örtüsünü de hızla bozacağını belirtiyorlar.

Üç gün boyunca Loç Vadisi’nde doğayı, yaşamı, direnişi fotoğraflarla belgelemeye çalıştım. Loç’un ve bir bütün olarak HES karşıtı direnişin girdiği bu kritik evrede hızla güçlenmesini dileyerek.
Ve elbette, onbeşlik delikanlısından en önde yürüyen seksenlik İmmi ninesine, inat ve enerjiyle kapı kapı dolaşıp HES’i ve Loç’u anlatan Halime ablasına, kar-kış demeden direnişe destek olan Türkiye’nin her yerinden “Loç”lulara selamla…

Tuluğ Ünlütürk (soL)

 

WikiLeaks

Yeni atasözü: ‘Dinsizin hakkından Wikileaks gelirmiş…’

WikiLeaks belgeleri dünyayı sarsmaya devam ediyor. Birçok ülke siteye ulaşımı engelledi. Açıklamalardan rahatsızlık duyan Suudi Arabistan, Pakistan ve Suriye’nin siteye girişi engellediği bildirildi.

Wikileaks, internet sitesinin uğradığı saldırı nedeniyle belgelerin İngiliz Guardian, ABD’li New York Times, Alman Der Spiegel, İspanyol El Pais ve Fransız Le Monde tarafından yayınlandığını duyurdu.

– 31 Ağustos 2007 tarihli bir belgede, aynı yılın 17 Ağustos günü İsrail gizli servisi Mossad’ın Başkanı Meir Dagan ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Burns arasında yapılan toplantının tutanağı görülüyor.

Toplantıda iki yetkilinin Ortadoğu’daki son durumu ele aldıkları ve özellikle İran konusunun üzerinde durdukları ortaya çıktı.

Tutanağa göre, Dagan, Burns’e Türkiye’ye baktığı zaman ülkedeki İslamcıların giderek ivme kazandıklarını gördüğünü söyledi.

Belgede, “Dagan burada sorulması gereken esas sorunun kendisini Türkiye’nin laik kimliğinin savunucusu olan ordunun bu duruma daha ne kadar sessiz kalacağı olduğunu ifade etti” denildi.

Yine aynı belgeye göre, İran’la ilgili olarak Dagan, güç kullanarak rejim değişikliğine gidilmesi için daha fazlasının yapılması gerektiği yönündeki görüşünü dile getirdi.

– 25 Şubat 2010 tarihli Azerbaycan ile ilgili bir başka belgede de Türkiye’nin bahsi geçiyor. Belgede, Azerbaycan Devlet Başkan İlham Aliyev’in ABD Dışişleri Bakanı Yardımcısı Bill Burns ile yaptığı görüşmenin detayları yer alıyor.

Belgede, Aliyev’in Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ile Başbakan Vladimir Putin arasındaki ilişkiyi tanımlarken “kaba bir sokak ağzını” kullandığı belirtildi.

Aliyev’in Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşma süreci ve Dağlık Karabağ sorunuyla ilgili görüşlerini dile getirirken de aynı üsluba başvurduğu ifade edildi.

Belgede, “Aliyev, Burns’e 24 Nisan’ın Dağlık Karabağ sürecinin yanı sıra Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecinin üzerinde ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi sallandığını söyledi” denildi.

Aliyev’in ayrıca Türk-Ermeni normalleşme sürecinin Dağlık Karabağ konusunda ilerleme kaydedilmesi için Nisan ayından sonra ele alınması önerisi yaptığı da vurgulandı. Aliyev, ayrıca Karabağ konusunda daha da esneklik göstereceklerini söyledi ancak ABD’den Ermenistan üzerindeki baskıyı artırmasını istedi.

Belgede Aliyev’in Putin ile Medvedev arasında bir çekişme olduğunu hissettiğini söylediği de yer alırken, “Aliyev, (kaba bir sokak ağzı kullanarak) Azericede bir deyim vardır: İki kelle bir tencerede pişmez” denildi.

Görüşmede Burns, ABD’nin Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinin Erivan’ın Dağlık Karabağ konusunda daha esnek hareket etmesini sağlayacak siyasi bir zemin yaratacağını düşündüğünü söyledi.

Aliyev, İran’la ilişkilerini “gergin ve istikrarsız” olarak tanımladı. Azeri lider ayrıca, İran’ın Azerbaycan’a yönelik siyasi provokasyonlarının sürdüğünü de ifade etti.

“NABUCCO’YA İHTİYACINIZ VAR MI?”

Toplantıda enerji konusu da ele alındı. Aliyev Türkiye’nin “yapıcı bir tutum” sergilemesi durumunda gaz geçiş anlaşmasının yapılabileceğini de ifade etti. Aliyev’in bahsettiği anlaşma Haziran ayında imzalandı.

Belgede, “Aliyev, Türkiye Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın kısa bir süre önce Azerbaycan devlet petrol şirketinin başkanına ‘Neden Rusya ile ilişkilerinizi bozuyorsunuz ki? Nabucco’ya gerçekten ihtiyacınız var mı?’ dediğini de söyledi” denildi.

TÜRKİYE’NİN ENERJİ MERKEZİ OLMASINI İSTEMEDİK

Aynı belgede dikkat çeken bir diğer nokta da Aliyev’in ABD’li yetkiliye Rusya’ya gaz satma anlaşmasının detaylarını aktarması oldu. Belgeye göre Aliyev, bu anlaşmanın “Türk dostlarımıza” doğalgaz dağıtım merkezi yaratmasına izin verilmeyeceğini göstermek için yapıldığını ifade etti.

Belgede, Aliyev, Erdoğan hükümetinden “haz etmediğini” de söyledi.

– 17 Kasım 2009 tarihinde Ankara’da yapılan ve dönemin ABD Büyükelçisi James Jeffrey tarafından gizli belge statüsünde gönderilen tutanakta, Philip Gordon ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu arasında yapılan ve İran’ın nükleer programını konu edinen bir görüşmenin detayları yer alıyor.

12 Kasım’da yapılan ve 40 dakika süren görüşmede Gordon, Davutoğlu’nu Ankara’nın arabuluculuk çabalarının faydalı ya da mantıklı olmadığına ve İranlılara ciddi müzakerelere başlamadan zamanla oynama şansı verdiğine ikna etmeye çalıştı.

Davutoğlu İran hükümetinin kamu önündeki tavrını bir kez daha dile getirirken, “İranlıların P5+1in önerilerine prensipte evet dediğini ancak kamuoyunun algısını düzeltmek zorunda olduğunu” aktardı. İran’ın nükleer silah sahibi olması durumunda yaşanabileceklerle ilgili olarak Davutoğlu Türkiye’nin “elbette” bu riskin farkında olduğunu, tam da bu sebepten İranlılarla bu kadar yakından çalıştıklarını söyledi.

Gordon, Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının Türkiye’nin meseleyi nasıl gördüğüyle ilgili soru işaretleri yarattığını söyleyince Davutoğlu bunun farkında olduğunu ancak Guardian’ın son röpotajında Erdoğan’ın söylediklerini doğrudan aktarmadğını belirtti. Davutoğlu, “Sadece Tükiye İran’la açık ve eleştirel bir dille konuşabilir, çünkü Ankara kamuoyu önünde dostluk mesajları vermektedir” dedi.

Gordon, Ankara’dan yaptırımların dikkate alınmaması durumunda olabileceklerle ilgili güçlü bir mesaj vermesini istedi. Davutoğlu ise Erdoğan’ın Tahran ziyaretinde bu mesajı zaten verdiğini belirtti. Türkiye’nin dış politikasının bölgeye bir “adalet duygusu” ve “vizyon duygusu” verdiğini, İran’a ve Suudilere bir alternatif olduğunu ve “bölgede İran etkisini sınırlandırdığını” söyledi.

– 25 Şubat 2010 tarihli bir başka tutanak ise 18 Şubat tarihinde William Burns’le Feridun Sinirlioğlu arasında yine Ankara’da yapılan bir görüşmenin içeriğiyle ilgili. Toplantıda İran’dan Ermenistan protokollerine, PKK’dan Kıbrıs görüşmelerine ve füze savunma sistemine kadar birçok konuda değerlendirmeler var.

İran: Sinirlioğlu Ankara’nın resmi tavrını yinelerken askeri operasyonun Türkiye’ye zarar vereceğini, yaptırımların ise İran halkının kenetlenmesine yol açarak muhalefete zarar vereceğini söyledi. Sinirlioğlu bölge ülkelerinin İran’ı bir tehdit olarak gördüğünü belirterek, “Şam’da bile alarm zilleri çalıyor” dedi.

Ermenistan: Sinirlioğlu protokollerin onay süreciyle Minsk süreci arasında eşzamanlılık istedi. Kongre’nin “soykırım” tasarısını kabulünün onay sürecindeki hesapları çıkmaza sokacağını söyleyen Sinirlioğlu, “Aliyev’in kabul edeceği bir şey olursa biz de ilerleyebiliriz” dedi. Sinirlioğlu, gaz anlaşmasıyla ilgili olarak da “Bize güvenmiyor” dedi.

Irak: Ankara Başbakan Maliki’den memnuniyetsizliğini dile getirerek, “kontrolden çıkma”ya eğilimli olduğu korkusunu ifade etti. İran’ın bölgede kontrol sağlama çabalarını eleştiren Sinirlioğlu Suudi Arabistan’ın da bölgedeki partilere para verdiğini söyledi.

7 Mart seçimlerinden sonra Irak’ın gaz alanlarının Türkiye’yle bağlanması için girişim başlatacaklarını anlatan Sinirlioğlu İran’ın boru hattına muhalif olduğunu savundu. İkinci bir botu hattı fikrini ortaya atan Sinirlioğlu bunun barışa da katkı yapacağını belirtti.

Odierno’nun ziyaretini öven Sinirlioğlu terörist PKK’ya karşı Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’yle belirledikleri hareket planının daha fazla işbirliği getireceğini umduklarını vurguladı.

İsrail: Burns’un gerginliğe temas etmesi üzerine Sinirlioğlu sorunun “iki taraflı değil genel” olduğunu söyledi ve bölgenin rahatsızlığını barış sürecindeki tıkanmaya bağladı.

Askeri işbirliği, ticaret gibi alanlarda ilişkilerin sürdüğünü turizmde ciddi gerirleme yaşandığını belirtti. Burns Türkiye’nin aracılığıyla yapılabilecek yakınlaşma görüşmelerinin barış sürecine önemli katkı yapacağını söyledi.

Suriye: Sinirlioğlu Türkiye’nin diplomatik çabalarının Suriye’yi İran’ın yörüngesinden çıkarmaya başladığını söyledi. “Çıkarları ayrılıyor” dedi. İsrail’in Türkiye’yi görüşmelerde arabulucu kabul etmesi durumunda, Sinirlioğlu, İran’ın daha da yalnızlaşacağını belirtti.

AB, Kıbrıs, Yunanistan: Sinirlioğlu, Sarkozy’nin Türkiye’nin üyeliğine muhalefetinin Hıristiyan Avrupa’yla Müslüman dünyası arasındaki kültürel ayrımı derinleştirdiğini söyledi.

Sinirlioğlu Papandreu’nun Erdoğan’a yazdığı mektubun üzerine Türkiye ile Yunanistan arasında yeni görüşmelerin başlayacağını söyledi.

Görüşmede ayrıca Afganistan, Pakistan, Hindistan, Bosna konuları konuşuldu.

İkili Avrupa ilişkileri ve NATO: Türkiye’nin Sarkozy’den memnuniyetsizliğini yineleyen Sinirlioğlu Belçika ve Danimarka’nın PKK’ya yakın örgütleri baskı altına almaktaki gönülsüzlüğünden şikayet etti. Türkiye’den bir ismin NATO Genel Sekreter Yardımcısı olması yönünde ABD Başkanı’nın sözünü hatırlatan Sinirlioğlu, onun yerine çok hak etmeyen bir Alman’ın seçildiğini söyledi ve “Rasmussen’le Merkel arasında bir anlaşmadan şüpheleniyoruz” dedi. Sinirlioğlu,” Sİze güvendik de Rasmussen’in seçilmesine izin verdik” dedi.

Savunma kalkanı: Sinirlioğlu projeyle ilgili Rusya’nın tepkisini sordu, Burns Rusların çok daha rahat olduğunu ve önce ikili sonra Rusya-NATO arasında görüşmeler yapmayı beklediklerini söyledi. Sinirlioğlu Erdoğan’ın Gates’le yaptığı görüşmede dile getirdiği İran tehdidinin öne çıkarılmaması talebini yineledi.

timeturk

Şiir okumak 4 ay, Pankart Açmak 15 ay!

Bugüne kadar, onlarca yerde yüzlerce pankart açmış biz Genç Siviller olarak, İTÜ’deki gençlerin, başbakanı protesto etmek amacıyla pankart açtıkları için 15 ay hapis cezası almasından fena halde rahatsızız.

 

Bir şiir okuduğu için, belediye başkanıyken Tayyip Erdoğan’ı 4 ay hapse mahkum etmiş Türk yargısı, bugün de başbakanı protesto etmek için pankart açan İTÜ’lü öğrencilere 15 ay hapis cezası verdi.

 

Herkes, her türlü görüşünü ifade etmek için, şiddet içermeyen eylem yapma hakkına sahiptir. Biz bu hakkımızı defalarca kullandık. Sesimizi duyurduk. Düşüncelerimizi paylaştık. Zaman zaman sözlerimizle muhataplarımızın canını acıttık. Bunu yaparken tek güvencemiz demokrasinin çıtasının yükselmiş olmasıydı. Fakat, İTÜ’lü öğrencilere verilen bu ceza hepimizin cesaretini kırmıştır.

 

Biraz ilerimizde toplantı yapan başbakan ve rektörler, üniversitelerin birer özgürlük adası olmasını sağlamalıdır.

 

Biz, üniversitelerimizde başbakanın alkışlanmasının da, protesto edilmesinin de artık normal olmasını diliyoruz.

 

GENÇ SİVİLLER

26 Kasım 2010 Pazar  -  Saat 11.30

Dolmabahçe Müzesi Girişi (İnönü Stadı karşısı)

İletişim:  0506.471 65 62 – 0212.251 89 49

İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) 2008 akademik yılı açılışında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto ettikleri gerekçesiyle haklarında dava açılan 18 öğrenciye 15 ay hapis cezası verilmesi, İTÜ’de protesto edildi. Çeşitli sivil toplum örgütleri, sendika, öğretim görevlileri ve sanatçıların da destek verdiği eylemde öğrenciler, cezaların kendilerini yıldırmayacağını, Başbakanın bir kez daha gelmesi durumunda yine protesto edeceklerini söyledi.İTÜ’de toplanan öğrenciler, ‘üniversitedeki zorbalığa, baskıya, AKP’ye teslim olmayacağız’ yazılı büyük bir pankart açarak yemekhane önünden yürüyüşe geçti.

’15 ay cezanız vız gelir vız’ , ‘Tayyib gelirse yine kovarız’ , ‘Üniversiteler bizimdir bizimle özgürleşecek’ , ‘Gençlik isyanı yargılanamaz’ şeklinde sloganlar atan grup, gözaltıların yaşandığı Süleyman Demirel Kültür Merkezi önüne kadar yürüdü.

Öğrencilere destek için gelen Arif Sağ’ın oğlu Tolga Sağ ile gelini Pınar Sağ, kısa birer açıklama yaptı. Yine bazı öğretim görevlileri adına öğrencilere destek vermek için eyleme katılan İTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Erzan, 18 öğrencinin ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet’ten 1 yıl 3′er ay hapis cezası aldıklarını hatırlattı. Erzan, “Düşünce üretimi ve ifadesi demokratik bir hak ve yükümlülüktür. Bu hak, temelinde bağımsız ve özgür düşünce üretiminin yattığı üniversitede de olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu nedenle İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim elemanları olarak, üniversiteye polis çağrılması, üniversite içinde polisin öğrencilere müdahale etmesi, öğrencilerin gözaltına alınması ve başlatılan adli süreç sonucunda hapis cezası ve para cezasına çarptırılmasının, demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılması önünde ciddi bir engel oluşturduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.

Öğrenciler adına konuşan Mehtap Metinoğlu da, 12 Eylül 2008 tarihinde İTÜ’nün akademik yılı açılışına gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto eden 18 öğrenci hakkında 1 yıl 3 ay hapis cezası verildiğini hatırlatarak, “O gün yaşananlar ve 2 yıl sonunda verilen cezayla, olanlar inanılması zor bir görüntü oluşturdu.” dedi. Olayların gelişimini anlatan Metioğlu, konuşmasının sonunda ise, “Cezalarınız vız gelir vız. Meydan okuyoruz, bugün yine gelseniz yine aynısını yaparız.” şeklinde konuştu.

Öğrenciler basın açıklamasının ardından olaysız dağıldı

 

Kabul ve yine de Özlem

Neyi seviyorum biliyor musun

Özlemeyi seviyorum

Evet özlemek..

Hani böyle yıllarca görememek

Sonra hasret için gün beklemek

Beklediğin o günler içerisinde

Mevsimleri değiştirmek

Yağmuru üzerime yağdırmak

Kar yürüyüşüne çıkmak

Islanmak, üşümek

Kum fırtınasına yakalanmak

Simit sırasına girmek

Vapur beklemek

Piknik yapmak

Bisiklet sürmek

Senin dizaynına göre oynamak

Yenilmek ve sevinmek

Elma çayı içmek

Bot giymek

Bel çantası takıp dolaşmak

Kulaklığımda son sesle metal dinlemek

Rayların üzerinde yürümek

Plansız buluşmalar sağlamak

Hep orada olmak

Bir fotoğrafa bakmak

Etiketlememek

Facebook yoktu daha o zamanlar

Yazmak

Beklemek

Sonra bir mucize

Yine beklemek

Bulaşık yıkamak

Cuma’ya gitmek

Şemsiye kullanmamak

Yalın ayak koşmak

Çiçek toplamak

Böğürtlen yemek

Gitar çalmak

Saçlarımı uzatmak

Kız  Kulesi’ni çizmek

Karanfilci teyzeyi göndermek

Bölünmek

Hassas bir şekilde dokunmak

Çorba içmek

Meydanlarda en önde yürümek

O taraftakilere yalnızca kısa bir selam vermek

Slogan atmak

Sonra aynı şarkıları dinlemek

Filistin’i paylaşmak

Tok olmak

Ziyaret etmek

Ekibi toplamak

Gülmek

Sırıtmak

Kahkahaya boğulmak

İdeoloji tartışmak

Heyecanımı paylaşmak

Gitmekten bahsetmek

Senden korkmamak

Çat kapı karşına çıkabilmek

İstiyorum.

Bu dediklerimden en belirgin olarak özlemeyi

İstem eyerekte olsa yaptım

Bir mevsimleri değiştirebildim

O da benim elimde değildi.

Buna binaen yağmurda soyundum ıslandım.

Geçenlerde tavaf ederken de yağmur yağdı;

Orada soyunamadım Allah’ın evindeydik

Ama dışarıda olsaydım yine soyunur ıslanırdım

Utanmam.

Bundan yıllar önce bir çocukluğun kurbanı oldu tüm hikayelerin başlangıcı
Aynı bundan birkaç yıl önce gerçekleştirilenlerin kurbanı olduğu gibi.

Yazmayacaktım; olmadı.

Vallahi kendi kendine geldi
Cuma sabahı
Elimde olan bir şey değil.

Yazmalıydım.
Kısa cümleleri
Derin manaları

Böyle bu etki burada.
Ne yapabilirsin ki
Hiçbir şey
Benim de elimden hiçbir şey gelmez
Gelemez.
Huyumdur bölünürüm
Ne olursa olsun derinler hep aynıdır.

Sanki kendi kendine yok olacakken
Kendi kendine de güçleniyor.
Ama ben bunu bu hali ile kabul ettim

Bir gün zaten göreceğim
Dinleyecekler o zaman cümleleri
Daha net ve daha açık

Anlık durumu: Bab-ı Esrar -Akdeniz

Cuma sabahı Sharah-B.A.E.

Ammar Yağcı 26 Kasım 2010

Grup Genç – Sözü Var -YENİ 2010

Grup Genç’in beklenen albümü Sözü Var
25 Kasım’da bayilerde..

Albümdeki Parçalar:

‎1-Sözü Var
2-Irak İllere
3-Dağların Yerine
4-Son Defa
5-Kurtuluş
6-Çığlık
7-Gazze
8-Gül Dalı
9-Gönül
10-Yorulmak Yok
11-Sürgünümsün

İntro Dinle

مدينة الجن تحت الارض في تركيا

مدينه كاملة تم اكتشافها تحت الأرض في تركيا
سبحان الله
في عام 1963 كان احد سكان مدينة ديرينكويو
( Derinkuyu )

أللتي تقع في وسط تركيا يهم بهدم احد جدران منزله المشيد في الكهوف حينما اكتشف مندهشا
بأنه خلف الجدار يوجد غرفة غامضة لم يكن قد رآها مسبقا وهذه الغرفة تقود إلى غرفة أخرى
وهذه أيضا إلى غرفة أخرى . وهكذا وبواسطة الصدفة
تم اكتشاف مدينة ديرينكويو المشيدة تحت الأرض
وأطلق عليها السكان المحليون مدينة الجن لوجودها تحت الأرض
والتي يرجع تاريخ بناء أول طبقة منها إلى عام 1400 ميلادية .
وهذي هي الصور

مدينة الجن تحت الارض في تركيا

Continue reading

Kum

Geçmiş kulaklarımın arasından giren bir kum fırtınası gibi

İzlerini üzerimde taşımaya devam ediyor.

Çöldeki kum fırtınasından kurtulmak imkansızdır.

İlla bir yerlerinize girer.

Koca çöldür, kum birikintisidir üzerinde taşıdığı

Ne izler vardır o taşıdığı kum taneciklerinin üzerinde.

O izleri rüzgarlar hangi diyarlardan hangi diyarlara taşımıştır

Ayakkabımın içerisinde 2000 km’lik yolcuğun kumları var.

Giderken de saçlarımın arasında yayılmışlardı.

Kum tanecikleri!

Her mola da silkeledim içime kaçanları

İçime almak istediklerimi

Veya içime girmek isteyenleri

Aynı hayatta böyle

Ara sıra temizlersin bedenindekileri

Soyut halleriyle

Bazen de somut halleriyle

Bu yolculuklar birer temizliğin ve yüklemenin misalidir

Kaçıncı yolculuğumu yaptım kum tarlasında?

Üç!

Hayat her defasında daha da güç

Hep temizlik sanarsın

Silkelersin her durakta

Son durak tam temelli temizliğin olur.

Yalnız yine dönersin aynı yoldan geriye ana yurda

Yine toparlarsın kum taneciklerini üzerinde.

Aynı toparladığın gibi gülücüklerini hafızanda

Çocukluktan bu yana.

 

Ne değişir?

Ne değişmez?

Bakıyorum da

Şu kısa zaman diliminde neler öğretti bizlere şu koca dünya!


Yolculukların hepsi iyidir hoştur da

Geri dönüşte karşılaştıkların başkadır başka


Gelecek ise belirsiz bir nesne gibidir

Üzerinden silkelenen kum taneciklerinden

Arda kalan izlerle beraber

Neyin nasıl olup biteceğinden habersiz

Eskilerin izleri ile beraber şüpheli

Kaygılı

Bazen de kaygısız.

Bazen düşünceli

Bazen de vurdum duymaz

Ne de çok şey var tahlilde

Elde olmayanlardan

Biriken

Kaçınılan


Varsa temizlik olduğun yerde

Gitmeden kaldığın yerde

İşte budur bence olan

Fevkalade..

21kasım2010
Ammar Yağcı – Sharjah/B.A.E