Raşid el Gannuşi kimdir?

1941’de Güney Tunus’ta dünyaya geldi. İlkokul öncesinde Kur’an eğitimi aldı. Daha sonra babası tarafından Zeytune Medresesi’ne gönderilen Gannuşi bir süre bu medresede okudu. 1963’te öğrenim için bulunduğu Mısır’dan, Tunus büyükelçiliğinin baskısı dolayısıyla ayrılarak Suriye’ye geçti. Dımeşk (Şam) Üniversitesi’nin Felsefe bölümünü bitirdikten sonra 1968’de yüksek lisans öğrenimi için Paris’e geçti. Ancak bu öğrenimini tamamlayamadan 1969’da Tunus’a döndü. Aynı yıl Abdülfettah Moro’yla birlikte İslâmi Yöneliş Hareketi’ni kurdu. 1981’de kanuni örgütlenme hakkı istediğinden hareketin diğer ileri gelenleriyle birlikte tutuklandı. 1984’te serbest bırakıldıysa da 9 Mart 1987’de tekrar tutuklandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bin Ali’nin ülke yönetimini ele almasından sonraki Ramazan Bayramı’nda (18 Mayıs 1988) serbest bırakıldı. Ancak 1990’da, Bin Ali’nin baskı uygulamalarının artmasından sonra Tunus’u terk etmek zorunda kaldı.

NAHDA HAREKETİ NASIL KURULDU?

Bugün Tunus’taki en önemli İslâmi hareket, başlangıçta İslâmi Yöneliş Hareketi olarak ortaya çıkan Nahda (Diriliş) Hareketi’dir. İslâmi Yöneliş Hareketi, 1969’da Raşid el Gannuşi’yle Abdulfettah Moro’nun öncülüğünde kurulmuştur. Tunus yönetimi ilk kuruluş yıllarında İslâmi Yöneliş Hareketi’yle bir çatışmaya girmedi. Ancak güçlenmeye başladığını görünce bu harekete karşı şiddetli bir baskıya başvurdu. 1981’de İslâmi Yöneliş Hareketi’nin legal teşkilatlanma hakkı almak üzere İçişleri Bakanlığı’na başvurması üzerine hareketin ileri gelenlerinden 106 kişi tutuklandı. Zeynelabidin Bin Ali iktidarı ele aldıktan sonra sürgündeki İslâmi Yöneliş mensuplarının Tunus’a dönmelerine izin verdi ve bu hareketin siyasi yönden örgütlenmesine izin vereceği vaadinde bulundu.

‘İSLAMİ DİRİLİŞ’İ EZMEYE KALKTILAR

İslâmi Yöneliş’in ileri gelenleri de yönetimle uyum ve uzlaşma içinde çalışabilmek için hareketlerinin adını Nahda (Diriliş) olarak değiştirdiler. Ancak çok geçmeden yönetim tutumunu tamamen değiştirerek Nahda’ya karşı şiddet uygulamalarına başvurdu. Hareket mensuplarından pek çok kimseyi tutuklattı. Lider Raşid Gannuşi başta olmak üzere hareketin ileri gelenlerinin çoğunu vatanlarını terk etmeye zorladı. Yayın ve eğitim faaliyetlerini tamamen durdurdu. Bu harekete destek verdikleri bilinen ticari kuruluşları kapattırdı. Nahda hareketiyle ilgisi olduğu tespit edilenlerin çoğu ya hapis ya da sürgün hayatı yaşamaktadır.

Müslüman Züppeler



Müslüman züppeler var mı? Sevgili Emre Aköz’ün bana yönelttiği bir soruydu bu!

Evet, var elbet! Bunlar, tıpkı Tanzimat’ın alafranga züppeleri gibi, medeniyet bağlamında aidiyeti reddeden ve mensubiyeti kimlik edinen öznelerdir. Kimlik olarak kendilerini İslam medeniyetine aidiyetle tanımlarken, modernliğe mensubiyetin cezbesine kapılarak, Müslüman kimliğini olumsuzlayanlar! Unutmamak gerek: Modernliğin bir tür Oryantalizm olarak temellük edinildiği bu ülkede, Müslüman aidiyetin reddini, züppelik ya da ‘Çakma Oryantalizm’ olarak yaşamaktan başka bir yol yoktur. Niçin ‘çakma’? Çünkü onlar, taklidin taklidi’dirler! Batı’yı taklid edenleri [Oryantalistler] taklid edenler: ‘Çakma’ Oryantalistler…

Kimliklerini İslamî aidiyetten ‘Çakma’ Oryantalist mensubiyete dönüştüren Müslüman züppeler, tıpkı Tanzimat’ın alafranga züppeleri gibi, kendilerini ‘görünür’ kılma arzusuyla, bu ‘görünür’lüğü en hâd safhada ve en yoğun biçimde yaşama imkânı tanıyan kamusal mekânları tercih ederler. Recaizade Mahmud Ekrem’in ‘Araba Sevdası’nın Bihruz bey’i, nasıl Tanzimat’ın öteki alafranga züppeleri gibi Çamlıca’yı ve Beyoğlu’nu bu anlamda bir ‘görünürlük mekânı’ olarak tercih ettiyse, bugünün Müslüman züppeleri de Nişantaşı ve Cihangir’i ‘görünürlük mekânı’ olarak kullanmaktadırlar.

Müslüman züppeler için, mekân belirleyicidir: Nişantaşı, ‘sosyetik’ Müslüman züppelerin; Cihangir ise, ‘entel’ Müslüman züppelerin tercih ettikleri ‘görünürlük mekânları’dır. Bu mekânlar arasındaki farkları sorunsallaştıran Müslüman züppelerden de sözetmek mümkündür: Onlara göre, Cihangir ‘bohem’, Nişantaşı ‘kurumlu’dur, [-ki bu, Cihangir'in entelliği ile Nişantaşı'nın sosyetikliğinin bir başka biçimde ifadesidir]; Cihangir’in ‘kedisi’, Nişantaşı’nın ‘köpeği’ vardır. Bu tesbit de doğrudur: Zira kedi entellerin, köpekse sosyetiklerin tercihidir. Tanpınar’ın kedili fotoğrafı, bu anlamda bir ‘kült fotoğraf’tır. Köpek ve sosyete ilişkisi üzerine ise, Haldun Taner’in ‘Keşanlı Ali Destanı’nda sosyetik hanımefendinin [Gülriz Sururi ne muhteşem bir oyun çıkarmıştı!], süs köpeği Şamama’sını, bugünlerde TV’de oynanan ‘Yahşi Cazibe’nin sosyetik Simge’sinin Paris’ini hatırlamak yeter…

Sosyetik Müslüman züppeler, entel Müslüman züppelerden daha önemli olduklarını vurgulamak için, birtakım metaforlara da başvururlar: Mesela, Cihangir şiir, Nişantaşı roman’dır onlara göre: Çünkü şiirin modası geçmiştir ve roman bir edebî tür olarak yükseliştedir. Dahası, çok satan romancı hanımlarımızın birçoğu da Nişantaşı’nda oturmaktadırlar. O nedenle Cihangir’in kadını yoktur, sosyetik Müslüman züppelere göre, Nişantaşı kadını vardır! Sosyetik Müslüman züppeler, Cihangir kadınlarını yoksayarken, kendilerince Cihangir kadınına Firuzağa’daki salaş kahvelerde oturan [bir bardak çay, birbuçuk liradır!], bakımsız ve hırpanî kimlikler atfederek, Nişantaşı’nın zarif ve pahalı ‘café’lerinde endam gösteren albenili, şık mankenleri yüceltmek niyetindedirler; -o ‘café’lerde hangi kadınlarla aynı masaya oturduklarını vurgulayarak, kendilerini de dolaylı yoldan yüceltmek için!

Bu tiplerin çoğu, yoksul ya da orta sınıf mutaassıp aile kökenleri olan ve muhtemelen İmam-Hatip mezunu kimliklerdir. Kendilerine öne çıkma konusunda imkân tanıyanlara yaranmada, kraldan fazla kralcı davranmayı ilke edinmişlerdir. Onları o mevkilere taşıyanlar, kendilerinden aidiyet kimliklerini terk etmelerini istemiş değillerdir,- ama feda olsun! Dahası, bir kere daha söyleyeyim: Sosyetik Müslüman züppeler, birer ‘Çakma Oryantalist’ olarak, taklidin taklidi’dirler [Platon'un ressamları!] ve giderek Efendilerinin üslubunu bile göz göre göre temellük ederler!

Benim çok sevdiğim farklı bir tip var: Bu tip, entel değil entelektüeldir; -sosyetikse, hiç değildir! Türkiye’de çok önemli bir liseden ve yüksek bürokrat yetiştiren seçkin bir üniversiteden mezundur. Ama o bir Müslüman bobstil’dir. Bobstilliği, giyim kuşamındadır ve ne yalan söyleyeyim: sahih bir Müslüman olduğu için bu giyim kuşamı kendisine yakıştırmaktadır da: ‘Omzuna attığı güzel ve kıymetli bir şalla, başındaki Tunus işi fesiyle ve ebru desenli yeleği ile’ fotoğrafçılara verdiği pozları hatırlayanlar olabilir! O fotoğrafta müthiş zarif ve sevimliydi de! h.yavuz@zaman.com.tr

h.yavuz@zaman.com.tr

26 Ocak 2011, Çarşamba

 

Annem Cennet’e Uçtu 1

بسم الله الرحمن الرحيم

Annem’in vefat haberini aldığım anda içimden gelenlerin kaydıdır.

Annem; bana ilk okumayı öğreten insan. Babam bana kuranı okurken anlamamı öğrettiği gibi annemde bana bu kitabı okumayı öğretti. Eğer annem öğretmeseydi okumayı, anlama kısmına da geçemezdim.

Ben Allah’ın izni ile onun yüzünü kara çıkartmayacağım. Ve insan ölünce defteri açık kalır…

يا أيتها النفس المطمئنة أرجعي لربكِ راضية مرضية فأدخلي في عبادي وأدخلي جنتي ..

Allah şöyle der : Ey huzur içinde olan nefis! , Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!, (İyi) kullarımın arasına gir, Cennetime gir!.

Fecr Suresi son ayetleri..

Hiçbir evlat yok ki annesinin duasını almış olmasın.

Yahu ne acayiptir ki son bir ay içerisinde iki arkadaşımın annesi vefat etti.  Kendi kendime düşündüm durdum: acaba sıra bize ne zaman gelecek diye.
Her gelecek yakındır.

Elbette insana Allah taşıyamayacağı yükü yüklemez. Bize bu annemin kavuştuğu Allah tarafından bakara suresinin son ayetlerinde bildirildi.

Haberi aldığım ilk saatlerde yazıyorum bu cümleleri.

O kadar çok sevindim ki Annem adına. Yahu Allah’a kavuştu bundan daha güzel ne olabilir ki? Öyle değil mi?

Arkasında iki tane çocuk bıraktı. Bu çocuklar onun öğrettiği babamın geliştirdiği o kitabı insanlara ulaştırmak için uğraşıyorlar. Onun mekanından daha güzel mekan var mıdır şimdi?

Subhanallah..

Şimdi ben Dubai havaalanında thy uçağının içerisindeyim..

İnsanlar nasıl kaybediyorlar annelerini.
Bilmem.. Şimdi eve gidince ne hissedeceğimi çok merak ediyorum. Çünkü insanlar hüzünlü yüzlerle bana yönelecekler O’nun çocuğu olduğum için.

Dün babaannemi rüyamda gördüm, vedalaşıyordu benimle gözleri suluydu. Diyorum babaanne ne var ne oldu? Hiçbir şey söylemeden gidiyordu.

Uzun süredir annemden ayrı yaşıyorum. Hayatım yurtlarda geçtiği gibi şimdi de yurt dışında geçiyor. İstanbul’a bir sene sonra temelli dönmeyi planlarken içimden bir iki sene evde yaşamayı, evdekilerle vakit geçirdikten sonra içeride kalan özlemi doyurduktan sonra evlenmeyi düşünüyordum.

Annemi alıp Mavi Marmara gemisini gezdirip ona boğazda yemek ısmarlamayı düşünüyordum. 20 Ocak’ta Türkiye’ye bir on beş günlük tatil için gelecektim.

Her zaman beni yolcularken hiçbir zaman havaalanına gelmemişti annem. Sabahleyin geleceğim diyordu, yalnız vakit yaklaştığında serice evde vedalaşıyorduk, odasına çekiliyor ben de hızlıca merdivenleri iniyordum.

Hiçbir zaman vedalaşmadan hoşnut olmamıştı.

Yine yalnız bir şekilde evde kalp krizi geçirerek kimseyle vedalaşmadan Allah’a kavuştu.

Haberi aldığımın ilk saatlerindeyim şuanda. Burada ki çocuklar bana “Oğlum hiç üzülme senin gibi evlat yetiştirdi bu kadın dediler.”

Bende onlara : ağabeycim ölümlü dünya sıkıntı yok. Bak şimdi uçağa binip son yolculuğuna gideceğim. Ama nice insanlar var ki uğurlayamıyorlar bile annelerini bombalar tepelerine inerken.

Allah’ım sana teşekkür ederim.

Bizi iman ile şereflendirdin. Ve bizleri her zaman aferini hak ettiğimiz yerde olmamızı sağla.

Annem ve tüm sevdiklerimizle Kevser’in başında Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi vesellem ile buluşmayı bizlere nasip et.

Ayaklarımızı sabit tut.

Son nefesimizde Lailahe illallah ‘ı bilerek ruhunu sana teslim edenlerden eyle.

Zeynep’ten doğma..
Ammar YAĞCI

Saat:04:00 Dubai Airport / U.A.E.
3 Ocak 2011
devam edecek..