Mesnevi Okuyup Sigara İçen Mütesettir Kızlar Beni Neden Sevmezler Erkan?

Hâlbuki ben bu halde bile caizim onların hançerlerine

Bu halde bile boğulmadım boğdurulmadım

Eski tüfeklerden adım geçer de dönüp bakmazlarmış

Ateş olsun almazlarmış kırmızısı uçuvermiş dudaklarına

İstemedim tek buse ne nazda ne hazda gözüm var

Medrese cesetlerine nazır masallarda yıllar önce

Sene 99 ben İstanbul acemisi yıllar önce

İnmişim trenlerden adım yakama ilikli

Mustafa Kutlu’dan çıkmışım vermişim şiirlerimi

Talebeyim ama talip değilim ne yeşile ne ala

Yalnız şiir kartalların soyundan ama toy bir ağrı

Seğirtmedim bir güzele

99

Divan yolu tarihten başını uzatmış bir kuğu yansıması

Hava sıcak terim taze

İstanbul işte önce güzel sonra güzel sonra manidar

Ulan beni buraya alırlar mı telaşıyla Çorlulu Ali’de

Ama herkes biliyor sanki şairim ya!

Ne demek efendim burası sizler için

Buyurun tabi burası beceriksiz İslamcıların hatıralarını dinlendirmesi için

Burası gökyüzünün altında no mahrem barış çubukları için

Burası postmoderne ayna tutmak için şairler kız ayarlasın için

Şööle iç geçirsinler afallatsınlar kendilerinden kaçarken şiirlere tutulanları

 

O zamanlar Kanuni yeni sakal bırakmıştı halk farkında

Kanım bir uykuyu köpürtüyor ya nadasa bırakmışım mısralarımı

Masalara mekik dokuyan gözlerim bir kıza bir oğlana takıldı

Masada “Üç İstanbul”  oğlak yayınları kızda nargile

Mesnevi okuyan bir kız mı bilmem

Ama benim taşrada okuyan hayallerim ezbere almış bu manzarayı

Ben sanki dokunmuşum bilmem kaç sene sonraki serencama

Özenti deme Erkan biraz daha fazlası

Nargilesiz de olur kabul ama daha da fazlası

Çorlulu olmasa da olur ama daha fazlası

 

Mesnevi okuyup sigara içen mütesettir kızlar kiminle evlenir Erkan?

Mavi Marmara’dan galip dönen İslamcılarla mı?

Sakalları yüzüne nur katmışlarla yakışıklı mı?

Risale-i nur talebeleri değil Erkan olur mu?

Bak ben severim onları da onların evliliğini de

Onların yumuşacık Müslümanlıklarında semirttikleri saadetlerini de

Ben severim onların nefes alırcasına girdikleri sevapları da

Ben elbette severim nisa taifesinin pıtır pıtır çiçek açmasını

Dindar kocalarının kollarında

Ben niye sevmeyeyim Erkan evveli çile ahiri konfor olan Müslümanlığı

Ben niye beğenmeyeyim Rumeysa Nur ve Bilal’i çocukları Taha’yı

Öyle şey mi olur Erkan niye yüzüm ekşisin İsrail’i lanet mitinglerinde

4X4’lerde Filistin bayrağı bana neden vermesin gaza sevinci

İftarda Cola Turca içen kardeşlerim yıkacak bir gün İsrail’i

Kalbim mühürlendiyse o benim iman eksikliğim

Yoksa Numan Kurtulmuş iyi adam

Sen de kızma artık Başakşehir ümmetine

 

Mesnevi okuyan mütesettir güzel sigara içen kızlar kime âşık olur Erkan?

Esmer yüzleri cool bakarken delikanlıların

Hayatın tam içinden fırlayan tam pratik tam yerinde

Yani şiiri kullanacağı yeri iyi bilen

Biraz monna biraz rosa yani aşkı nasıl servis edeceğini iyi bilen

Kitaplarda saklı yaralar gibiyken o kızların yüzleri

Sadra şifa şeylerden güneşin gördüğü şeylerden bahseden

Aşkı 12den vurup o yüzleri yere seren

Onlara mı onlar çok onlar adisyonlara incelikler indiren

Onlar beni daha da ben seni daha da sen yapan

Deli olmadığımızı ikna için bizlere tetik düşürten

Öğrenemedik Erkan kalbin bu işlerle alakası olmadığını

Kalbin de var yeri ve zamanı olduğunu

Kalbin zamanında 7/24’ün çok fazlalığını

 

Mesnevi okuyup sigara içen mütesettir kızlar beni neden sevmez Erkan

Mesnevi okuyup sigara içen mütesettir kızlar beni neden sevemez Erkan

Geceleri hepsi benim sevgilimken gündüzün bozgunu ne o zaman

Aşk ayrı hayat ayrıysa kaldık bu yakada o zaman

Şairlerin gerçekten varlığına kimleri ikna etsek Erkan

Bizi gömdükleri şiirlerden hortlasak da korkutsak mı o zaman

İlham denen o….uyla arayı açsak mı bir zaman

Çok yorgun bir estetiğe kurban aramak değil

İsmet Özel’i seven bir kız tanıdım Erkan

Manyak mısın oğlum bu kadarı yeter mi dersen

O kadarı çok bile gerisi bonus Erkan

 

Yanlış kurulmuş bir soruya aşkı ihale mi ettik Erkan

Aşk yanlış kurulmuş bir hayalse

Soruyu s….r et o zaman

 

-Süleyman Unutmaz-

Suriye değil, Türkiye savaşı kışkırtıyor

Suriye’deki bir köye Türk bayrağı çekiliyor, Suriye ordusu haklı olarak müdahale edip bayrağı indiriyor. Türkiye provokasyona devam ederken, medya mantık sınırlarını zorlayan haberlerle savaş kışkırtıcılığı yapıyor.

Dün ve bugün Türk medyasından Suriye’deki gelişmeleri takip edenler, Suriye’nin Türkiye’ye karşı birtakım “kabul edilemez, tahrik edici” hareketler yaptığı izlenimine kapılmış olmalı. Öyle haberler yapılıyor, yaşananlar öyle veriliyor ki, ülkede hızla savaş psikolojisi yaratılıyor.

Son mesele, Suriye ordusunun Türkiye sınırına 500 metre uzaklıkta bulunan Hırıpcoz köyüne girmiş olması. Durum, sanki Suriyeliler Türkiye’ye saldırmaya hazırlanıyormuş gibi bir hava yaratılarak yansıtılıyor.

Ne oldu bu köyde? Önceki gün birileri, köye Türk bayrağı astı. Bu dünyanın neresine giderseniz gidin, sınır boyunda bir yerleşim bölgesinde yapılacak en büyük provokasyonlardan biridir. Bu durum üzerine Suriye ordusu köye girdi, bir süre çatışma yaşandı, ardından Türk bayrağı indirilerek, elbette yerine Suriye bayrağı çekildi.

Peki Türkiye ne yaptı? Zaman gazetesinin haberine göre, aynen şöyle yaptı:

“Suriye askerleri köydeki gözetleme kulesine daha önce köylüler tarafından çekilen Türk bayrağını da indirerek yerine Suriye bayrağını astı. Bunun üzerine, sınırdaki Türk karakoluna büyük bir Türk bayrağı çekildi. Türk askerinin yapılan uyarı ateşi sonrasında Suriye güvenlik güçlerinin sınıra sadece 500 metre uzaklıktaki köyden çekildiği bildirildi.”

Yani Türkiye, böyle açık bir provokasyonu destekleyerek, “Arkalarında biz varız” dercesine büyük bir Türk bayrağı çekti. Yetmedi, uyarı ateşi açtı. Suriye ordusu ise bu bayrak provokasyonunu bitirince köyden çekildi.

Bu planlı bir kışkırtma
Bu olayın ardından ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Suriye ordusunun Türkiye sınırına 500 metre kadar yaklaştığını ve iki ülke arasında çatışma çıkabileceğini söyledi.

ABD, savaşı kışkırtıyor. Gerekçe, bir komşu ülkenin, kendi topraklarında başka bir ülkenin bayrağını çeken köye girerek buna son vermesi. Oysa her ülke, elbette kendi topraklarında bu gibi hareketler yapabilir. Üstelik sınırda kriz var, sürekli silahlı gruplar sınırı geçiyor, dolayısıyla sınıra asker göndermek doğal olan tepki. Bir başka ayrıntı ise, Suriye’nin sınıra asker yığdığı iddiasının gerçek de olmayabileceği. Çünkü sınıra 500 metre olan köyden çekilen görüntüler ajanslarca servis edildi, fakat görüntülerde bir yığınak görünmüyor.

Örneğin Türkiye, senelerdir Irak sınırının bırakın Türk tarafını, Irak tarafında sürekli askeri harekatlar düzenliyor. O özel bir durum denirse, Suriye’de bugünlerde yaşananlarda Türkiye tarafının ne yaptığına bakmak da uygun olur.

Sınırın 500 metre ötesinde Suriye ordusu var ama, bu tarafında da Türkiye ordusu yığınak yapıyor. Hafta sonu Hatay’a gelen Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu’nun ardından dün de 2. Ordu Komutanı Orgeneral Servet Yörük sınır karakollarında incelemelerde bulundu.

Türkiye, planlı bir kışkırtma yapıyor. 11 bine yaklaşan mülteci bahane edilerek bir tampon bölge oluşturulmasının gündeme getirilmesi, Suriye işgalinin ilk adımı olabilir.

(soL)

Mavi Marmara Nasıl Kel Kaldı?

Filozof Zenon, saçından bir tel koparır ve sorar. Ben kel miyim?..

Hayır!..

Bir tel daha, bir tel daha sonunda şimdi kelsin derler.

Peki ben ne zaman kel oldum?..

Aslında Zenon ilk saç teli koparıldığında kel olmaya başlamıştı…

Mavi Marmara da ilk telini saldırı olduğu gün dünyanın ayağa kaktığı gün olmuştu.

O sırada Başbakan’a vekâlet etmekte olan Bülent Arınç sanki savaş istenilmiş gibi, daha ilk saatlerde “Kimse bizden İsrail’e karşı savaşmamızı beklemesin” açıklamasını yapınca, ilk saç telini koparmış ve İsrailli yöneticileri rahatlatmıştı. İkinci tel 25. 12. 2010 tarihinde Mavi Marmara yolcularının Çanakkale’de gemiye bindirilmeyerek otobüslerle gece saat 11.30 da yeniden istanbula geri gönderilmesiyle koparıldı.

Teller bir bir koparıldıkça kellik ortaya çıktı en son Bülent Yıldırım gerçektende mavi Marmara’nın kelliğini ilan ederek başta İHH’ ya güven duyan tüm insanları hayal kırıklığına uğrattı. Burada bir not düşeyim Çanakkale’den İHH genel merkezine sabah saatlerinde ulaştığımızda İHH başkanı Bülent Yıldırım o gün “Birileri bizi bir yerlere sürüklüyor, birileri bizi kullanıyor” tarzından. Açıklamada bulunmuştu.

O gün orada birilerinin Mavi Marmara’dan götürdüğü kopardığı biliniyordu ama ne hazindir ki, güven ve beklenti bütün samimi ve iyi niyet duygularını alıp götürdü. Bundan sonra neler olur diye sorulacak olursa Mavi Marmara açısından artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, aksine geriye gidilmiş olacak.

Şehit olan ailelerin yakınlarının beklentilerine vurulan darbenin yarasını hiçbir şey kapatmayacak. Yaşamakta olan katılımcılar ve yaralıların içleri hiçbir zaman rahat etmeyecek. Belki İHH ve iktidar partisinin beklentileri olan özür-tazminat yerine getirilmiş olacak ama bu hiçbir zaman ödenilen bedelin karşılığı olmayacak. Çünkü o yolculukta ödenilen bedellerin tek karşılığı vardır o da Filistin’in özgürlüğü.

Gemide saldırıya uğradığımız saatlerde Bülent Yıldırım’ın yaptığı “Arkadaşlar zayiatımız gittikçe artıyor, mukavemeti bırakın” çağrısından sonra çatışma durmuş gemide bulunanlar tümüyle esir alınmış eller ve ayaklarımız kelepçelenmişti.

Moraller bozuk kimse zayiat hakkında yeterli bir bilgiye sahip değil, şehitler ve yaralılar hakkında çeşitli rakamlar konuşulmaya başlanmıştı. O sırada yanımda oturan bir genç abi “Jetlerimiz niçin gelmedi?” diye bir soru sormuştu.

Kendisine jetlerin kaldırılması olayı o kadar kolay değildir, jetlerin kalkması savaş hali, savaş halinin oluşması demek katil İsrailin gemiyi toptan batırması hakkını doğururdu, yani savaş hali bahane edilerek katliam artırılabilirdi. O nedenle bu kararı verecek olanlar çok iyi düşünmelidirler.

O genci yadırgamadım, haklıydı ne de olsa bölgede güçlü bir ülkenin vatandaşı olmakla övünüyor ve kendisini devletine duyduğu güvenle güvende hissediyor doğal olarak yardım edilmesini bekliyordu. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın İsrailin elini güçlendiren ve Mavi Marmara gemisinde bulunanların hiçbirinin Türkiye’yi savaşa sokmak için orada olmadıklarını bilmiyor değildi. O halde neden o talihsiz açıklamayı yaparak kelliğe yol açan tavizi vermiş, Mavi Marmara’yı kelliğe taşıyacak ilk saç telini çekmişti.

Dava adamı olmak, dava uğrunda bedel ödemek, ödenmesi gereken bedelin farkında olup yola çıkmak bütün bunlar siyasetçinin anlayacağı durumlar değildir. Siyasetçi olaylara fayda mantığı içinde bakar, bunun şu veya bu partiden olması bir şeyi değiştirmez, Çünkü mantık fayda mantığı.

Diğer taraftan insanlık onuru için yola çıkmış yüzlerce insan onların terk dertleri vardı, Gazzedeki insanlık ayıbını sona erdirmek, orada yaşayan insanların sesi olabilmek. Hiç birinin umurunda değildi, İsrailin zalimliği, Batının ve ABD’nin utanmazlığı aynı hedef için yola çıkılmıştı, zulme uğrayanların tercümanları olmak için.

Her hangi bir hareket veya eylem müntesipleri tarafından basite alınırsa o eylemi veya hareketi kim ciddiye alacak?…

Mavi Marmara artık kelaynak kuşu gibi tatlı bir anı olmak, sadece izlenmek, kimilerinin zevklerini tatmin etmek için İstanbulun herhangi bir limanında ziyaretlere açık tutulacak. Mavi Marmara hadisesi sadece maddi anlamda geminin bir maket olarak İstanbul sularında tarihe taşınacak. Maddeden ibaret olan gemi sonunda çürüyüp gidecek. Mavi Marmara faydacı siyaset anlayışına kurban edilse bile manen tarihe şahitlik yapacaktır, şehit düşen Müslümanların kanları İsraili bölgede boğacaktır.

Unutulmamalıdır, hayat sadece ne şimdiki iktidardan ne de şimdiki İHH yetkililerinden ibaret değildir.

Sanırım, bundan böyle başta İHH yetkilileri olmak üzere bu konuda bir şeyler söylemek hakkını kendilerinde bulmayacak ve konuşmayacaklardır.

Sanırım Mavi Marmara katılımcılarının vicdanlarını İHH yetkililerinin açıklamaları rahatlatmayacaktır.

Sanırım, bundan böyle Mavi Marmara gemisi tatlı bir anı olarak anılacak ve hatırlanacaktır.

Şöyle bir söz ortalıkta dolaşmaktadır efendim, İHH yetkililerini eleştirmeyin, hükümeti eleştirmeyin. Tamam, eleştirmeyelim, eleştirmeyelim de kelliğimizin ortaya çıktığını da mı söylemeyelim!..

Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.

Abdülhelim Almalı

a_h_almali@mynet.com

İslamcılar Mazlumdan Yana Değil Dengeden Yana

 

Adem Özköse Çok güzel değinmiş.

Çocukluk yıllarımda Müslümanları hep zalimlere karşı çıkan, her kim olursa olsun mazlumları koruyan kimseler olarak hayal ederdim. Çocuk dünyamda İslami kesim kötülere karşı verilen mücadelede iyileri temsil ediyordu ve iyiler de bir gün mutlaka galip gelecekti. Özellikle üniversite yıllarımda Müslüman olmadıkları halde mazlumlar için mücadele eden insanları tanıdıkça bu düşüncemin aslında tam da gerçeği yansıtmadığını fark ettim. Müslüman olmadıkları halde vicdanlarının, fıtratlarının sesine kulak vererek hayatlarını mazlumlara adayan birçok insan vardı. Bu insanlara her ne kadar saygı duysam, hatta sevgi beslesem de ben mazlumlar için savaşmayı, en çok Müslümanlara yakıştırdım. “Allah” diyen, sadece yaratıcının karşısında eğilen bir insanın mazlumlar için mücadele etmesi bana hep çok asil geldi. Böyle birçok Müslüman, İslamcı tanıdım. Hatta İslamcılığın biraz da zulüm karşısında sessiz kalan, yerinde oturan Müslümanlardan sessiz kalmayanları, mücadele edenleri ayırdığını düşünüyordum. Benim İslamcılık algım; iyi bir Müslüman’ın mazlumlar, ezilenler için mücadele etmesi; iyiliğin, adaletin hakim olduğu bir dünyanın kurulması çaba göstermesiydi. Çünkü Hasan el Benna hayatın iman ve cihad olduğunu söylüyor, biz de buna inanıyorduk.

İktidar aşkı bitiriyor

Son yıllarda, özellikle de son aylarda şahit olduklarım itiraf etmeliyim ki Müslümanlara, İslamcılara karşı algı ve değerlendirmelerimi yeniden gözden geçirmeme neden oluyor. Daha önceden ideallerden, davadan, mazlumlardan bahsedenlerin artık dengelerden, milli çıkarlardan, uluslar arası denklemlerden, hükümeti zor durumda bırakmamaktan, saçma sapan komplo teorilerinden bahsettiklerine şahit oluyorum. Tertemiz, imanlı, harbi kalplerin yerini hesapçı, çıkarcı, hükümetçi zihinler almaya başlamış. Hadi hep birlikte itiraf edelim; iktidar nimeti dava aşkımızı, ideallerimizi, duyarlılıklarımızı, insani yönlerimizi, protesto kültürümüzü tüketiyor, bitiriyor. Hükümetin Ergenekon’a, çetelere, darbecilere karşı verdiği mücadeleyi alkışlayalım. Fakat alttan her geçen gün dininden, tarihinden, kültüründen, toprağından daha da uzaklaşan bir nesil geldiğini ve böyle bir neslin oluşmasında en çok mevcut siyasi iktidarın ve siperlerini terk ederek siyasi iktidara eklemlenen İslami cemaatlerin payının olduğunu da unutmayalım. Ülkenin bütün sorunlarını hallettiğimizi, bütün bir ülkeyi baştan aşağı asfalt yollarla döşediğimizi düşünelim.Dinine, tarihine, kültürüne sahip çıkan bir nesil yetiştiremedikten sonra yapılanların çok mu önemi olacak?

Mazlumlar arasından torpilliler

İslami kesimde son yıllarda iyice artış gösteren İslami, vicdani ve insani olanı değil de dengeleri, hesapları, çıkarları gözeten sapma Suriye olayı ile bir kez daha ortaya çıktı. Hemen yanı başımızda, komşumuzda çocuklar Baas diktatörlüğüne bağlı silahlı Nusayri milisler tarafından katledilirken, gençler işkencelerden geçirilip zindanlara doldurulurken, kadınlara hasta ruhlu Baascılar tarafından tecavüz edilirken İslami cemaatlerin ekseriyeti susmayı, sessiz kalmayı tercih etti. Bu suskunluğu kimisi “AK Parti hükümetinin politikalarıyla ters düşmemek gerekir, hükümeti zor durumda bırakmayalım” düşüncesiyle savunurken, kimileri de fanatizm ve saplantı derecesinde bağlı oldukları İran devletinin ali menfaatlerini öne sürerek açıklamaya çalıştı. Farkında mısınız Filistinli mazlumlar için gösterilen duyarlılığın yüzde biri Suriyeli mazlumlar için gösterilmiyor? Artık mazlumlar arasında bile ayrım yapmaya, hükümetin desteklediği mazlumlara daha torpilli davranmaya başladık. Çünkü iktidarı kazanırken, evlerimizi büyütürken; kalbimizi, vicdanımızı, en temiz kalması gereken yanlarımızı kaybettik.

Var mı bundan ötesi

Biliyor musunuz, Suriye’de son üç buçuk ay içinde 40’dan fazla çocuk katledildi? Öldürülen çocuklar arasında gördükleri işkenceler nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise çoğunluğu temsil ediyor. Suriyeli arkadaşım Ebu İmad ise gözyaşlarının eşliğinde telefonda şunları söylüyor: “Bu hasta ruhlu Baascıların yaptığını İsrail bile yapmaz. Amcamın 12 yaşındaki oğluna gösteriye katıldığı için istihbarat binasında tecavüz etmişler. Bunlar insanlıktan tamamen çıktılar. Artık gözaltına aldıkları erkek çocuklarına da tecavüz ediyorlar. Amcamın oğlu artık kimseyle konuşmuyor. Hayata küstü. Ne olur bizim için bir şeyler yapın.” Ben de uzun zamandır Suriye ile ilgili videolara bakamıyorum. Katliam görüntüleri, işkence fotoğrafları ise artık dayanılacak gibi değil. Suriye’den bir arkadaşım aradığında ise telefonu korku ve tedirginlikle açıyorum. Anlatılanlar, söylenenler ne yazılacak, ne de konuşulacak gibi… Çocuklara işkence yapıyorlar, Hamzaları, Hacerleri öldürüyorlar. Var mı bundan ötesi, bundan felaketi? Öyleyse tekrar soruyoruz. Çağın vicdanı, kalbi olması gereken İslamcılar Suriye konusunda niçin sessiz, duyarsız kalıyorlar? Suriyeli mazlumlar için daha neyi bekliyorlar? Bu soruları İslami kesimdeki gazeteci, yazar ve aktivistlere de sorduk.

İşte cevapları: 

Ahmet Varol-Gazeteci-Yazar: “Mazlumları ayırmamalıyız”

İran devrimi nedeniyle Türkiye’deki İslami çevreler üzerinde İran’ın önemli bir etkisi oldu. Bugün de İran’a temayül sürüyor. Bu temayül İslami kesime iki şekilde yansıyor. Bir kesim İran’a olumlu bakmakla birlikte yaptığı yanlışları asla tasvip etmiyor. Diğer kesim ise İran’daki dini yapıyı temsil eden velayeti fakih inanışını kendi siyasi bakış açısına yansıtıyor. Bundan dolayı İran yanlış bile yapsa İran’ı destekliyor veya İran’ın yanlışlarına mazeretler uyduruyorlar. Ayrıca Türkiye hükümeti Mısır ve Tunus’da gösterdiği açık tavrı Suriye konusunda gösteremedi. Hükümetin siyasi çizgisi İslami kesimin önemli bir kesiminin üzerinde etkili olduğu için ortaya bir duyarsızlık çıktı. Suriye’de yaşananların Mısır ve Tunus’da yaşananlardan bir farkı yoktur. Hatta Suriye’deki Baas rejimi Tunus rejiminin işlediği cinayetlerden, yaptığı zulümlerden çok daha fazlasını gerçekleştirmiştir. Bundan dolayı diğer ülkelerdeki devrim hareketlerini destekleyip, sıra Suriye’ye gelince susmak doğru bir tavır değil. Bahrey’deki zulme tavır aldığımız gibi Suriye’deki zulme de tavır almalıyız ve mazlumları ayırmamalıyız.

Kemal Özer-Gazeteci-Yazar: “Kan akarken siyasi hesap yapılmaz”

Suriye konusunda İslamcılar genel olarak iyi bir imtihan veremediler. Suriye’de mazlum insanların kanları akıtılırken sırf mevcut siyasi iktidarla ters düşmemek için susmayı ben Müslümanlara yakıştıramıyorum. Suriye’de zalim ve despot bir yönetim var. Bu yönetime her ne olursa olsun karşı durulmalıydı. Mazlumların kanı akarken siyasi hesaplar yapmak doğru bir tavır değil. Ne İslam, ne de vicdan böyle bir tavrı onaylar.

Selman Maltaş / Kurtuba dergisi yazarı: “Doğu Konferansı nerede?”

Arap coğrafyasında halkların tertemiz devrimlerine şahit oluyoruz derken, komplo teorisyenleri devreye girdiler. Amerika dediler, İsrail dediler, Fransa dediler, İngiltere dediler. Ama bir kez olsun Allah demediler. Sivil inisiyatifler de Arap devrimleri konusunda henüz harekete geçmedi. Şu an işi siyasi iradeye havale ediyorlar. Örneğin, içinde pek çok yazarı barındıran, “halklarımızın geleceği ile ilgili ortak kaygılar ve sorular temelinde, bir sorgulama, arayış ve keşif harekâtı başlatacağız” diyerek Arap ülkeleriyle sıkı ilişkiler geliştiren Doğu Konferansı bile Suriye’de cereyan eden soykırıma sessiz kalıyor. Farkındayım, bazıları dengeler adına hareket ediyorlar. Ancak şunu unutmayalım: Bu coğrafyanın kaderini komplo teorisyenleri değil, bizzat bu coğrafyanın halkları belirleyecektir.

İsmail Yaşa: Ortadoğu Uzmanı: “Cemaatler hükümetin etkisinde”

Türkiyeli İslamcıların Suriye konusunda sessiz kalmalarının birçok nedeni var. Bu nedenlerin başında hükümetin henüz Suriye konusunda tavrını netleştirmemesi geliyor. Türkiye’de İslami kesimlerin birçoğu artık hükümetin tavrına bakarak tepki geliştiriyor. Hatta şunu söyleyebiliriz. Eskiden birçok konuda daha duyarlı davranan ve tavır koyan cemaatler şimdi topu tümüyle hükümete atmış durumdalar. “İyi bir hükümetimiz var, o gereğini yapar” gibi bir hava hâkim. Hükümetin ise Suriye konusundaki tavrı hâlâ net değil. Suriye halkının yanında olduğunu gösteren net bir tavır ortaya koysa hükümetin tavrına göre pozisyon alan medya ve cemaatler de benzer şekilde tavırlarını netleştirecektir.

Mustafa Özcan: Gazeteci-Yazar: “Kamuoyu yanlış yönlendiriliyor

Arap isyanlarıyla birlikte bir dönemin sonu, önemli bir dönemin de başlangıcı gerçekleşti. Bu değişimin en önemli halkalarından biri ise Suriye’dir. Suriye’de Baas rejimi devrilirse bu değişim İslam dünyasına da etkili ve olumlu bir şekilde yansıyacaktır. Fakat başından beri Suriye konusunda Türkiye kamuoyu yanlış yönlendiriliyor. İran ve Suriye rejimleri Türkiye’de bir takım kişileri kullanarak bu kişiler üzerinden özellikle İslami kamuoyunu yanıltmaya çalışıyorlar. Gazetelerde, internet sitelerinde yazılar yazan bu kişiler ortaya sürdükleri komplo teorileriyle İran ve Suriye rejimlerinin parelerinde bir propaganda çalışması yapıyorlar.

Osman Atalay- Suriye Uzmanı: “İslami kesim Arap dünyasını tanımıyor”

Türkiye’de laikler yıllarca Arap dünyası ve İran hakkında yanlış yorumlarda bulundular. Laiklerin bu tavrı İslamcılar tarafından haklı olarak eleştirildi. Fakat Arap devrimleri esnasında aynı yanlışı bu sefer de İslamcılar yaptılar. Arap devrimlerini bölgeye gitmeden, Arap aydınlarıyla, gençleriyle konuşup onları anlamadan komplo teorileriyle yorumladılar. Arap devrimlerini anlamak için Tunus’a, Mısır’a, Suriye’ye, Libya’ya, Yemen’e İslami kesimden kaç tane yazar ve gazeteci gitti? Kaç tane sivil toplum örgütü temsilcisi tarihin en önemli kırılma noktalarından biri olan Arap devrimlerini anlamak için saha çalışması yaptı? İslami kesim ne yazık ki Arap coğrafyasını layıkıyla tanımıyor. Arap dünyasındaki öfkeyi, isyanı anlamak için sahada olmak; muhalefetle, işçilerle, öğrencilerle, aydınlarla görüşmek; onları dinlemek gerekir. Arap devrimleri komplo teorileri kurarak, felaket senaryoları üreterek değil; ancak yapılacak ciddi saha çalışmalarıyla anlaşılabilir.

Samet Doğan-Ortadoğu Muhabiri: “Hüsnü Mahalli kafaları karıştırdı”

Kamuoyu üzerinde etkisi olan bir takım gazeteci ve yazarlar Ortadoğu’daki son gelişmeleri, başbakanın uçağından veya gazetelerindeki bürolarından okumaya kalktılar. Bu da Arap devrimlerinin yanlış algılanmasına, insanların yanlış bilgilendirilmesine neden oldu. Ben Suriye’de yıllarca yaşadım. Bir komşumuz vardı. Bu komşumuzun eşi 10 yıl önce cezaevine girmiş ve ailesi 10 yıldır bu kişiden haber alamamış. Suriye’de aynı durumda olan on binlerce insan var. Suriye’de son yaşanan olayları anlamak için her şeyden önce bu acılara şahitlik etmek, bu insanları anlamak gerekiyor. Bir de İslami kesim pek fazla tanımadan, çok kolay bir şekilde insanları baş tacı ediyor. Tıpkı yıllarca büyük kıymet verilen Hüsnü Mahalli gibi… İslamcıların, kamuoyunun Suriye konusunda kafalarının karışmasında büyük emeği olan Hüsnü Mahalli en son izlediğim televizyon konuşmasında, “Suriye’de işlenen cinayetleri konuşmadan önce, Türkiye’nin Doğu’da işlediği cinayetleri konuşalım” demişti. Suriye’yi bu kafa yapısına sahip kişilerden öğrenmeye devam ettiğimiz sürece zihinlerimiz de karışmaya devam edecektir.

Rıdvan Kaya-Özgür-Der Başkanı: “Komplocu düşünme biçimi yaygınlaştı”

28 Şubattan sonra Türkiyeli Müslümanların ümmet perspektifinde bir duyarlılık kaybı meydana geldi. Bu durum Suriye ile birlikte daha da belirginleşti. Türkiye hükümetinin dış politikadaki öncelikleri İslami kesimin zihninde bir rezerv oluşturdu. Suriye konusunda gereken duyarlılığın oluşmamasında İslami kesimde son yıllarda iyice yaygınlaşan komplocu düşünme biçiminin yaygınlaşmasının da etkisinin olduğunu düşünüyorum. Müslümanca düşünme biçimi zayıflayınca komplocu düşünüş biçimi yaygınlaştı. Biz olaylara Müslümanca bakmak yerine farklı kaygıları, denklemleri, politikaları merkeze alırsak hata yaparız diye düşünüyorum.

Bülent Şahinerdeğer-Gazeteci-Yazar: “İran İslamcıları yanlış yönlendirdi”

İHH, Özgür-Der, Mazlum-Der gibi kuruluşlar Suriye’de yaşanan olaylara son derece ilkeli ve hakkaniyet ölçüsünde yaklaştılar. Öncelikle bunu belirtelim. Suriye konusunda İslami kesimde bazı çevrelerin sessizliğinin temel sebebi ise kendilerini farklı siyasi çevrelere endekslemeleridir. Böyle olunca kimi çevreler hükümeti, kimi çevreler de İran’ı eksene alarak politika ve tavır geliştirme yolunu tuttular. Hükümet veya İran ses çıkarın deyince ses çıkarma, susun deyince susma tavrını doğru bulmuyorum. İran ne yazık ki İslamcıların bir kısmını Suriye konusunda yanlış yönlendirdi.

Murat Özer-Haksöz Yazarı: “Afganistan konusunda da sessiz kalındı”

Türkiyeli Müslümanlarda zulüm coğrafyalarına karşı genel bir duyarsızlık oluştu. Mesela Afganistan’da 10 yılı aşkın bir süredir işgal var. Fakat binlerce insan öldürülürken Afganistan’daki mazlum Müslümanlara destek verme konusunda İslami çevreler tepkisiz kalıyorlar. Ayrıca İslami kesim içinde bir kesim politikalarını daha çok İranın’ın ulusal çıkarlarına göre belirliyor. Hatta bu kesim Suriye muhalefetini sırf İran’la ters düşmemek için karalama yolunu seçti. Hatta işi Suriyeli devrimcileri İsrail ve ABD ajanı olmakla suçlamaya kadar vardırdılar. Bu kesimin kitlesel bir tabanı yok. Fakat Filistin ve diğer konularda duyarlı olan kalabalıkları yönlendirmek için çaba gösteriyorlar.
Gerçek Hayat-timeturk.com

Pink Floyd’tan İsrail’e Konser Boykotu

Water, İngiliz Guardian gazetesinde yayımlanan makalesinde, sözlerini yazdığı “Another Brick in the Wall Part 2″ şarkısının, 1980 yılında Güney Afrikalı siyah çocuklar tarafından eşit eğitim hakkını savunmak için kullanılması üzerine dönemin Güney Afrika hükümetinin “kültürel abluka” uygulayarak şarkıyı yasakladığını hatırlattı.

Roger Water, 25 yıl sonra 2005′te Batı Şeria’da düzenlenen bir festivale katılan Filistinli çocukların, İsrail’in Batı Şeria’da inşa ettiği duvarı protesto etmek için aynı şarkıyı “İşgale ihtiyacımız yok. Irkçı bir duvara ihtiyacımız yok” sözleriyle kullandığını belirtti.

Bundan bir yıl sonra Tel Aviv’de konser vermek için anlaşma yapması üzerine İsrail’e akademik ve kültürel boykotu savunan bir Filistin hareketinin kendisine bu anlaşmayı yeniden düşünmesi yönünde çağrıda bulunduğunu aktaran Water, o sırada kültürel boykotun izlenecek doğru yol olup olmadığından emin olmadığını kaydetti.

Water, boykot hareketinin, kararını vermeden önce Batı Şeria’daki duvarı bizzat görmesini istediğini, bunu kabul ederek, BM korumasıyla Kudüs ve Beytüllahim’i ziyaret ettiğini belirtti.

Roger Water, gördükleri karşısında hissettiklerini, “Hiçbir şey, o gün gördüğüm şeye beni hazırlayamazdı. Duvar, görülmesi gereken korkunç büyük bir yapı. Başka bir dünyadan sıradan bir gözlemci olan bana küçümser bir tavırla muamele eden genç İsrail askerleri tarafından korunuyor” sözleriyle kaleme döktü.

“Bir yabancıya böyle hissettiren duvarın, Filistinliler için ne anlama geldiğini tahmin edin” diyen Water, o gün yaşamları İsrail’in işgaliyle her gün ezilen Filistinlilerin kaderinden kaçamayacağını fark ettiğini yazdı.

İSRAİL’E KONSER BOYKOTU

Water, Filistinlilerle dayanışma içinde olduğunu göstermek için duvara “Sıkı kontrole ihtiyacımız yok” yazdığını ve Tel Aviv’de sahne almasının, istemeyerek de olsa Filistinlilerin gördüğü zulmü meşrulaştıracağının farkına vardığını, konserini Tel Aviv’deki bir stadyumdan, kendisini farklı inançlar arasında işbirliğine adamış tarım topluluğunun yaşadığı Neve Şalom’a taşıdığını açıkladı.

Bu konserin, 60 bin hayranının katılımıyla tüm beklentilerin aksine İsrail’in kısa tarihindeki en büyük müzik şölenlerinden biri olduğuna dikkati çeken Roger Water, konserin sonunda, İsrail hükümetinin komşularıyla barış yapması ve İsrail’de yaşayan Filistinlilerin vatandaşlık haklarına saygı duymasını talep etmeleri öğüdünü verdiği İsrailli gençlerle buluştuğunu belirtti.

Roger Water, o günden bugüne İsrail hükümetinin İsrailli Araplara haklar tanıyacak kanun yapma girişiminde bulunmadığına, duvarın, Batı Şeria’yı yasa dışı bir biçimde daha fazla ilhak ederek büyüdüğüne, sanal bir cezaevinde kapalı kalan Gazze halkının, haksızlıklarla karşı karşıya olduğuna dikkati çekti.

Herkesin temel insan haklarını hak ettiğini belirten Water, yazısının, İsrail halkına bir saldırı niteliği taşımadığını, öte yandan müzik endüstrisindeki meslektaşlarına ve diğer sanatçılara, kültürel boykota katılmaları çağrısı olduğunu kaydetti.

Roger Water, yazısını, “Sanatçılar, aparthaid yıkılana ve beyazlarla siyahlar eşit haklardan faydalanana kadar Güney Afrika’da Sun City’de çalmayı reddetmekte haklıydı. Ve işgal duvarı yıkılana ve Filistinliler İsraillilerle hak ettikleri barış, özgürlük, adalet ve itibar içinde bir arada yaşamaya başlayana – ki hiç şüphesiz o gün gelecek- kadar İsrail’de çalmayı reddetmek hakkımızdır” sözleriyle bitirdi

Otorite (Gülen Grubu) Ve Yuval Ron Sultanahmet Meydanı Konseri Gerçeği

YER: SULTANAHMET MEYDANI
ZAMAN : 20:00
TARİH 9 HAZİRAN PERŞEMBE
SANATÇI :  YUVAL RON
Program: Suufi Müzik Dinletisi
Türkiye’den bir müezzin ve bir muganni, İsrail’den de bir hazan eşlik edecek ve konser halka açık ücretsiz olarak gerçekleşecek

Öncelikle şahsım adına bu tür organizasyonların oluşturulmasına karşı  olmadığımı yalnız bu organizasyonun bugün otorite ile bağların arası ısıtılması için hazırlanmış olmasından dolayı avazım çıktığı kadar karşı olduğumu belirtmek isterim.

Mavi Marmara’nın yıldönümünde Fethullah Gülen cemaati “Barış Koalisyonu” adı altında Siyonist sanatçıyı, Yuval Ron’u İstanbul’a davet etmesi oldukça düşündürücü..

Yine şahsım adıma; geleneksel müziklerin yayılmasında hiç bir sıkıntı görmediğimi, yuval ron’un İstanbul’a yalnızca barış için geldiğini ve suufi müzik çalıp halklar arasındaki ortak bağı kurmaya çalışmak istediğini az önce trt canlı yayında kendisinin ağzından duydum.

Zamanlaman yanlış bebeğim(!)

 Ammar YAĞCI

İkinci olarak ta M Mustafa Uzun‘un paylaşımış olduğu haberi sizinle paylaşıyorum:
Gülen grubu yaptığı açıklama ile kendini kurtarmaya çalışsa da İsrail’de yayınlanan haberlerde bu olayın Mavi Marmara sonrasında ikili ilişkiler adına yapılmış en önemli organizasyon olduğu, yerin Büyükşehir tarafından karşılandığı, konserin GÜLEN GRUBU İLE BİRLİKTE ORGANİZE edildiği bilgileri yer alıyor. Haberin linkleri ve tercümeleri aşağıdadır:

İbranice yayınlanan Kanal 10’un websitesinde 8 Haziran’da Omri Nahmiyas tarafından yayınlanan yazının linki:http://news.nana10.co.il/Article/?ArticleID=806661.

שנה אחרי המשט: ישראל וטורקיה משתפות פעולה באירוע תרבות באיסטנבול

עודכן 23:01 08/06/2011
עמרי נחמיאס
לראשונה מאז אירועי המשט, שציננו את היחסים בין אנקרה לירושלים, משתפים משרד החוץ הישראלי וממשלת טורקיה פעולה בהפקת מופע תרבות גדול בשם “קונצרט שלוש הדתות”, שיתקיים באיסטנבול. הפקת האירוע התאפשרה בעקבות סיוע מצד חסידיו של גולה טורקי המטיפים לשיח טוב עם היהודים

Filodan bir yıl sonra: İsrail ve Türkiye İstanbul’da düzenlenecek ortak kültürel bir etkinlik için işbirliği yapıyor.

Jerusalem ve İstanbul arasında ilişkilerin bozulmasına sebep olan Filo’nun ardından ilk defa İsrail Dışişleri Bakanlığı Türkiye hükümetiyle işbirliği ile 3 Din’in Konseri adıyla ortak kültürel bir etkinlik gerçekleştiriyor. Konser Gulen grubunun desteğiyle İstanbul’da gerçekleşecek

למרות המתח הרב השורר בין שתי המדינות, והקיפאון המוחלט בין אנקרה לירושלים, סיפר גורם בקונסוליה כי עיריית איסטנבול הסכימה לפרוש את חסותה על האירוע. “זו הפעם הראשונה מזה ארבע שנים שבה מתקיים אירוע בסדר גודל שכזה בטורקיה, תוך שיתוף פעולה ישראלי. אנחנו משתפים פעולה עם קבוצה דתית מקומית, חסידיו של המנהיג האסלאמי הגולה פטוללה גולאן”, סיפרו בקונסוליה.

İki ülke arasındaki gerginliklere ve Kudüs ve Ankara arasındaki ilişkilerin tamamen dondurulmasına rağmen, İsrail Konsolosluğundan bir şahıs ‘İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin de konserin gerçekleştirilmesini kabul ettiğini’ bildirdi. 4 senenin ardından bu konser İsraille işbirliği ile gerçekleştirilen en önemli etkinlik olacak.

Türk hükümetinin kabulünden sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi programı onayladı.

Üçüncü olarak ta Mavi Marmara Gönüllüleri’nin bu konuya tepkisi:
mavi marmara`nın yıldönümünde fethullah gülen cemaati “barış koalisyonu” adı altında siyonist sanatçıyı, yuval ron`u i̇stanbul`a davet etti.

türkiye`deki yahudi yayın organı şalom`ın provakasyona dair sorularını yanıtlayan yuval ron `i̇stanbul’a kim tarafından davet edildiniz?` şeklindeki soruya

“yazarlar ve gazeteciler cemaati’ne bağlı kültürlerarası diyalog platformu, i̇srail’in i̇stanbul konsolosluğu ile birlikte, karşılıklı iletişim ve diyalog ortamını güçlendirmek amacıyla üç tek tanrılı dinin dini müziklerinin seslendirileceği bir konser planladı. beni abd’de verdiğim konserlerden tanıyorlardı. davet edildim ve etkinliğin müzik direktörlüğü görevini de üstlenmem istendi.” cevabını verdi.

fethullah gülen`in sıkça vurguladığı `mevlana` idolüne de atıf yaparak,
geçen sene bu günlerde silahsız ve sivil bir yardım organizasyonu dahilinde gazze`ye giderken i̇srail i̇şgal güçleri tarafından baskına uğramasına rağmen, bu i̇srail terörü ve kanunsuz baskın için değil de i̇hh, gemi, organizasyon ve yolculuk için aleyhte açıklamalar yapan fethullah gülen`e selam gönderen yuven rol “ben türkiye’nin ortadoğu barışının sağlanmasında önemli bir arabulucu olduğuna inanıyorum. dinler arasında hoşgörü, anlayış ve barışa inanan mevlana’nın izinde ilerleyeceğimizi umuyorum. mevlana’nın izinde giden barışçı güçlerin ellerini sıkmayı umuyorum.” dedi.

mavi marmara gönüllüleri`nin tepki açıklaması şöyle:

kri̇ti̇k zamanda müzi̇kli̇ provakasyon

gazeteciler ve yazarlar vakfı, “kültürlerarası diyalog” adı altında i̇stanbul’un orta yerinde i̇srail konsolosluğunca temin edilen biletlerle i̇srailli yuval ron gurubuna yarın akşam (perşembe) 21:00’de bir konser verdiriyor.

gazze’deki ablukayı kırmak ve dünya kamuoyunun dikkatini ambargoya çekmek üzere yola çıkan özgürlük filosuna i̇srail askerlerinin “gaddarca” saldırısıyla 9 türkiye vatandaşının şehadet yıldönümünde, gazeteciler ve yazarlar vakfı’nın i̇srailli müzik gurubunu i̇stanbul’a davet etmesi türkiye kamuoyunda kaygıyla izlenmektedir.

türkiye kamuoyunun katil i̇srail devletine olan kızgınlığı henüz tazeliğini korurken, i̇srail’in i̇stanbul başkonsolosluğunun temin ettiği biletlerle i̇stanbul’da bir konser düzenlenmesinin adı en hafif tabiriyle provokasyondur. bu provokasyonun içerisinde muhafazakâr kimliğiyle kendisini kamuoyuna tanıtmaya çalışan gazeteciler ve yazarlar vakfı gibi bir kurumun olması, kamuoyunda ayrıca bir öfke ve kırgınlık yaratmıştır.

gazeteciler ve yazarlar vakfı yöneticilerini, çok geç olmadan bu provokatif tavırdan vazgeçerek türkiye kamuoyunun hassasiyetleri doğrultusunda konseri iptal etmesini talep ediyor, “barış”ın asıl sözcüsü olan mavi marmara şehidlerinin aziz hatıralarına saygısızlıktan vazgeçmeye davet ediyoruz.

Dördüncü olarak Fethullah Gülen Cemaati’nin yapmış olduğu açık YALAN:

Gülen cemaatinin AÇIK YALANI yine ortaya çıktı. Adamlar basın açıklaması yapıp bir ton yalan söylediler. Bunlardan bir tanesi ise etkinliğin İsrail ile alakalı olmadığı ve kendileri ile Büyükşehir’in ortak projesi olduğu idi. Oysa bastırılan ve İstanbul’a asılan afişlerde RESMEN İSRAİL KONSOLOSLUĞU da bulunuyor

Beşinci :
Kültürler Arası Diyalog Platformu (KADİP), bu akşam Sultanahmet meydanında konser verecek ‘Yuval Ron’ isimli müzik grubunun İsrailasıllı olduğu yönündeki iddiayı yalanladı.