Filozof Zenon, saçından bir tel koparır ve sorar. Ben kel miyim?..
Hayır!..
Bir tel daha, bir tel daha sonunda şimdi kelsin derler.
Peki ben ne zaman kel oldum?..
Aslında Zenon ilk saç teli koparıldığında kel olmaya başlamıştı…
Mavi Marmara da ilk telini saldırı olduğu gün dünyanın ayağa kaktığı gün olmuştu.
O sırada Başbakan’a vekâlet etmekte olan Bülent Arınç sanki savaş istenilmiş gibi, daha ilk saatlerde “Kimse bizden İsrail’e karşı savaşmamızı beklemesin” açıklamasını yapınca, ilk saç telini koparmış ve İsrailli yöneticileri rahatlatmıştı. İkinci tel 25. 12. 2010 tarihinde Mavi Marmara yolcularının Çanakkale’de gemiye bindirilmeyerek otobüslerle gece saat 11.30 da yeniden istanbula geri gönderilmesiyle koparıldı.
Teller bir bir koparıldıkça kellik ortaya çıktı en son Bülent Yıldırım gerçektende mavi Marmara’nın kelliğini ilan ederek başta İHH’ ya güven duyan tüm insanları hayal kırıklığına uğrattı. Burada bir not düşeyim Çanakkale’den İHH genel merkezine sabah saatlerinde ulaştığımızda İHH başkanı Bülent Yıldırım o gün “Birileri bizi bir yerlere sürüklüyor, birileri bizi kullanıyor” tarzından. Açıklamada bulunmuştu.
O gün orada birilerinin Mavi Marmara’dan götürdüğü kopardığı biliniyordu ama ne hazindir ki, güven ve beklenti bütün samimi ve iyi niyet duygularını alıp götürdü. Bundan sonra neler olur diye sorulacak olursa Mavi Marmara açısından artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, aksine geriye gidilmiş olacak.
Şehit olan ailelerin yakınlarının beklentilerine vurulan darbenin yarasını hiçbir şey kapatmayacak. Yaşamakta olan katılımcılar ve yaralıların içleri hiçbir zaman rahat etmeyecek. Belki İHH ve iktidar partisinin beklentileri olan özür-tazminat yerine getirilmiş olacak ama bu hiçbir zaman ödenilen bedelin karşılığı olmayacak. Çünkü o yolculukta ödenilen bedellerin tek karşılığı vardır o da Filistin’in özgürlüğü.
Gemide saldırıya uğradığımız saatlerde Bülent Yıldırım’ın yaptığı “Arkadaşlar zayiatımız gittikçe artıyor, mukavemeti bırakın” çağrısından sonra çatışma durmuş gemide bulunanlar tümüyle esir alınmış eller ve ayaklarımız kelepçelenmişti.
Moraller bozuk kimse zayiat hakkında yeterli bir bilgiye sahip değil, şehitler ve yaralılar hakkında çeşitli rakamlar konuşulmaya başlanmıştı. O sırada yanımda oturan bir genç abi “Jetlerimiz niçin gelmedi?” diye bir soru sormuştu.
Kendisine jetlerin kaldırılması olayı o kadar kolay değildir, jetlerin kalkması savaş hali, savaş halinin oluşması demek katil İsrailin gemiyi toptan batırması hakkını doğururdu, yani savaş hali bahane edilerek katliam artırılabilirdi. O nedenle bu kararı verecek olanlar çok iyi düşünmelidirler.
O genci yadırgamadım, haklıydı ne de olsa bölgede güçlü bir ülkenin vatandaşı olmakla övünüyor ve kendisini devletine duyduğu güvenle güvende hissediyor doğal olarak yardım edilmesini bekliyordu. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın İsrailin elini güçlendiren ve Mavi Marmara gemisinde bulunanların hiçbirinin Türkiye’yi savaşa sokmak için orada olmadıklarını bilmiyor değildi. O halde neden o talihsiz açıklamayı yaparak kelliğe yol açan tavizi vermiş, Mavi Marmara’yı kelliğe taşıyacak ilk saç telini çekmişti.
Dava adamı olmak, dava uğrunda bedel ödemek, ödenmesi gereken bedelin farkında olup yola çıkmak bütün bunlar siyasetçinin anlayacağı durumlar değildir. Siyasetçi olaylara fayda mantığı içinde bakar, bunun şu veya bu partiden olması bir şeyi değiştirmez, Çünkü mantık fayda mantığı.
Diğer taraftan insanlık onuru için yola çıkmış yüzlerce insan onların terk dertleri vardı, Gazzedeki insanlık ayıbını sona erdirmek, orada yaşayan insanların sesi olabilmek. Hiç birinin umurunda değildi, İsrailin zalimliği, Batının ve ABD’nin utanmazlığı aynı hedef için yola çıkılmıştı, zulme uğrayanların tercümanları olmak için.
Her hangi bir hareket veya eylem müntesipleri tarafından basite alınırsa o eylemi veya hareketi kim ciddiye alacak?…
Mavi Marmara artık kelaynak kuşu gibi tatlı bir anı olmak, sadece izlenmek, kimilerinin zevklerini tatmin etmek için İstanbulun herhangi bir limanında ziyaretlere açık tutulacak. Mavi Marmara hadisesi sadece maddi anlamda geminin bir maket olarak İstanbul sularında tarihe taşınacak. Maddeden ibaret olan gemi sonunda çürüyüp gidecek. Mavi Marmara faydacı siyaset anlayışına kurban edilse bile manen tarihe şahitlik yapacaktır, şehit düşen Müslümanların kanları İsraili bölgede boğacaktır.
Unutulmamalıdır, hayat sadece ne şimdiki iktidardan ne de şimdiki İHH yetkililerinden ibaret değildir.
Sanırım, bundan böyle başta İHH yetkilileri olmak üzere bu konuda bir şeyler söylemek hakkını kendilerinde bulmayacak ve konuşmayacaklardır.
Sanırım Mavi Marmara katılımcılarının vicdanlarını İHH yetkililerinin açıklamaları rahatlatmayacaktır.
Sanırım, bundan böyle Mavi Marmara gemisi tatlı bir anı olarak anılacak ve hatırlanacaktır.
Şöyle bir söz ortalıkta dolaşmaktadır efendim, İHH yetkililerini eleştirmeyin, hükümeti eleştirmeyin. Tamam, eleştirmeyelim, eleştirmeyelim de kelliğimizin ortaya çıktığını da mı söylemeyelim!..
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.
Abdülhelim Almalı
Bir “zaman” lar “gülen” biri demisti ya, izin alinmaliydi ! simdi kimler kimden izin alamadi sorusu kafalara geliyor. Öyle yada böyle Filistin mes`elesi ve tüm Dünyadaki Müslümanlarin mes`elesi ne herhangi bir Partinin nede bir yardim kurulusunun mes`elesidir. Bu Kardesligin sahibi ,kim sancagi elinden düsürürse, ONU kaldirip tutanindir. Ama biz hemen aldaniyoruz, zira Allah`in yardimini ve Kuwwetini her an hatirlamaliyiz, buda basiretimizi arttirir.