Keskin bir yanık kokusu burnumun direğini sızlatıyor.
Nerden geliyor bu koku, içim mi yanıyor yoksa; bilmiyorum.
Ölüm gibi bir şey bu…
Ölüm haberi almak gibi..
Bilirsiniz ölümü kaçış yoktur ondan.
Hazır olduğunuzu sanırsınız her ne zaman gelirse haberi ölümün. Ve bir gün ansızın geliverir meydan okuduğunuz haber.
Ağırlaşırsınız önce, yerçekimi kanunu varmış, o an bunun yalan olduğunu anlarsınız. Ay yüzeyinde yürümeye çalışanları ilk defa anlarsınız. Saniyeler saate döner büyük bir hızla. Başınız da dönüyor aslında. Tüm dönenlere inat dilinizse ağzınızda dönmez, kaç lisan biliyor olursanız olun tek kelime düşmez nereye koyacağınızı bilemediğiniz ellerinize dudaklarınızdan.
Sonra inna lillahi ve inna ileyhi raciun dökülür kalbinizden yerlere. Alıp onu kaldırmak istersiniz yukarılara ama bulamazsınız bir türlü yukarıların yerini.
Beklediğiniz araç önünüzden geçer gider de siz binmemişsinizdir ona, zira haberin geldiği ocağa mı gidecektiniz unutursunuz birden.
Akrep ve yelkovanı yorgunluktan çatlatacak bir yavaşlıkla vardığınızda acı evine hala bir ümit vardır içinizde. Ne de olsa size gelen haber ölümün ta kendisi değildir, yaklaşan ölümün kokusudur, belki de son bir şans ölümün mor yüzüne kan ve can getirebilir. Kimbilir? Bir anda anlarsınız çıkmayan candan ümit kesilmez sözünün nerde yazıldığını.
Ölümün değil ama ölüyor gibi olanın başına geldiğinizde bir yanık kokusu kaplar etrafı, bir şey yanıyor ama anlamazsınız neyin yandığını…
Yok,çok değil birkaç saat sonra açılacaktır gözler,rahatlayacaktır ciğerler, kıpırdayacaktır dudaklar. Dualarla beklemeye başlarsınız.
İyiye mi gidiyor ne?
Ama ayaklar ah ayaklar… Az önce daha sıcaktı daha kan rengiydi… oysa şimdi parmak uçlarından başlayıp yukarılara doğru tırmanan bir soğukluk var. Rengi de bu soğukluk kadar soğuk…
Ve gözler,ahhh…..
Sizi fark mı etti ne? Göz bebekleri kıpırdadı, sesinizi mi arıyor acaba? Yoksa ölümün sesine mi kandı da peşine mi takılıp gidiyor size aldırış etmeden?
Derken renk kısalası tüm hızı ile daireler çizerken hastanın yüzünde mor maviye yeşile sarıya beyaza çarpar. Beyaz durduğu renktir duran hayatla beraber.
Yanık kokusunun rengi yoktur ama birden her yerin rengi yanık olmuştur. anlamazsınız nerden geliyor bu koku, biraz dikkat edin içiniz yanıyor olmasın!
Ne zaman bir dost gönül teline ayrılık notasından vurmaya kalksa o bunu sese dökmeden daha yüreğime düşer bir kor gibi acısı. Beklemeye başlarım ne zaman geleceğini güftenin bestelenmiş halini belki de yanılmışımdır hasreti ile. Ama yüreğime oturan his ateş kadar gerçektir, kokusuda yanıktır bir o kadar.
Ölüm kadar uzaktır hiç size değmeyecek gibi; bir o kadar da yakındır ayrılılık haberinin ta kendisi gibi.
Bu yazıyı yazarken ihtiyarladım desem intihal mi yapmış olurum rasulumden?
Ama ihtiyarlattı vesselam.
Dilek Serdar
Eylül-2011